Orhan Pamuk’un “Kara Kitap” romanının ilk yayınlanışının üzerinden 35 yıl geçti. Bu roman, yayımlandığı günden bu yana hem Türkiye’de hem de dünyada üzerine en çok yazı yazılan Türkçe romanlardan biri oldu. Roman hakkında yazılan önemli eleştiriler, “Kara Kitap Üzerine Yazılar” (1992) ve daha sonra “Kara Kitap Tartışmaları” (2021) adıyla kitaplaştırıldı. Orhan Pamuk, romanın sırlarını “Kara Kitap’ın Sırları” (2013) adlı eserinde okuyucuyla paylaştı. Kitabın 10. ve 25. yıllarında özel baskıları yapıldı.
Orhan Pamuk, “Kara Kitap Tartışmaları”na yazdığı önsözü, “Bu ilk tartışmaların heyecanı ve canlılığı ise uykulu edebiyat ortamımız için hâlâ olağanüstüdür” cümlesiyle bitiriyor. Aradan geçen beş yılda, ülkedeki siyasi ve toplumsal gelişmeler, sanatsal üretimdeki durağanlık, bu uykulu halin bir kabusa dönüştüğünü düşündürüyor. “Kara Kitap”ın yayımlandığı 1990’da yarattığı edebi tartışma, 2000’lere kadar etkisini sürdürdü. Türk edebiyatının modern klasikleri arasında yer alan “Ağır Roman”, “Kara Kitap” ile aynı yıl yayımlandı. “Puslu Kıtalar Atlası” ve “Gölgesizler” ise 1995’te okuyucuyla buluştu. Pamuk, “Gizli Yüz” (1992), “Yeni Hayat” (1994) ve “Benim Adım Kırmızı” (1998) ile bu rüzgarı daha da güçlendirdi. 2000’li yıllardan sonra, Pamuk’un “Kara Kitap” sonrası en önemli eseri olarak kabul edilen “Masumiyet Müzesi” (roman 2008, müze 2012), edebiyat ortamını canlandırdı. Nüket Esen, “Kara Kitap Üzerine Yazılar”ın ikinci baskısına yazdığı önsözde, romanın getirdiği yeniliği şu şekilde değerlendiriyor: “Kara Kitap ilk çıktığında yalnız bir kitaptı. Şaşırtıcı ve kışkırtıcı bir kitap olarak algılandı. Ama şimdi, ilk yayımlanışından altı yıl sonra, eşleri, benzerleri var. Edebiyat ideolojimiz, roman tanımımız değiştiği için bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Biraz da Kara Kitap’ın bu değişimimize katkıda bulunduğunu…” Handan İnci ise, “Kara Kitap’tan sonra romancılar dededen kalma sandığı karıştırmaya daha büyük cesaret gösterdi” diyordu.
2000 sonrası Türk edebiyatında da önemli eserler ortaya kondu. Ancak günümüzde yayımlanan romanlar, 1990’lı ve 2000’li yılların başındaki edebi atmosferi ve heyecanı yaşatamıyor. Bu durum, toplumsal normların ve alışkanlıkların değişmesiyle de ilgili. Okurun kitap okuma alışkanlığının azalması da bu durumu etkiliyor.
“Kara Kitap”, doğru zamanda ortaya çıkmış bir roman olarak değerlendiriliyor. Pamuk, romanın yazılış hikayesini anlattığı sonsözde, “Oraya ilk siz varmışsınızdır; ilk makul teselliniz de bu olur” diyerek, Türk edebiyatı için o dönemde keşfedilmemiş bir alana ayak bastığının farkında olduğunu belirtiyor. “Kara Kitap” tartışmalarında romanın kaynakları arasında Doğu ve Batı klasikleri, 19. yüzyıl romancıları, Eco, Highsmith ve Tournier gibi isimler sayılıyor. Roman, hakkında yazılanların bir kitapta toplandığı ilk kurmaca eser olma özelliğini taşıyor. Ancak romanla ilgili yazılan eleştirilerde, Celâl Salik karakterine yeterince odaklanılmadığı düşünülüyor. Celâl, romanın olay örgüsünde aktif olarak yer almasa da, bir hayalet gibi metnin her yerinde bulunuyor.
“Kara Kitap”, edebiyatın kendisini konu edinen, kimlik, benlik, dil, anlam, asıl, kopya gibi meseleleri irdeleyen, Doğu-Batı çatışmasına yeni bir bakış getiren, çok boyutlu bir roman. Pamuk, romanını çerçeve içine alınmış bir meta-fiction’a dönüştürerek, anlatıyı Celâl Salik’in gazete yazıları üzerinden yürütüyor. Bu yazılar, birçok okuyucu için “Kara Kitap”ın en keyifli bölümlerini oluşturuyor. Thomas Pynchon’ın “V.” romanıyla “Kara Kitap” arasındaki benzerliklere değinilmiyor. Celâl, Pynchon’ın diplomat/ajan karakteri Sidney Stencil’den daha gerçek ve canlı bir karakter olarak değerlendiriliyor.
Celâl Salik, Türk romanının en özgün karakterlerinden biri olarak kabul ediliyor. O, korkunç denecek kadar üretken, çalışkan ve yaratıcı bir yazardır. Pavyonlarda, esrar tüccarları arasında dolaşır, otel otel gezer, İstanbul’a gelen yabancıları takip eder. Gazeteciliğe ilk başladığı yıllarda takma adlarla yazılar yazar. Yoksul bir Beyoğlu muhabiriyken ilgi çekmek için olmamış cinayetler icat eder, çekilmemiş Amerikan filmleri hakkında röportajlar yapar.
Celâl, yalnız, uyumsuz, kendinden memnuniyetsiz ve gençken yoksulluk çekmiş bir adamdır. Hayatında hiçbir zaman bir baba sevgisi görmemiştir. Kalabalık ortamlarda rahat edemediği için yanında her şeyini taklit edebileceği bir arkadaş bulundurmak ister. Annesi öldükten sonra üvey babasıyla birlikte yaşar ve para kazanmak için sinemalarda çalışır.
Celâl, okurlarını ve çevresindeki insanları etkileyen bir manipülasyon ustasıdır. Tebdil-i kıyafet ederek İstanbul sokaklarında dolaşır, okurlarına kurtuluşla ilgili haberler verir. Aile üyelerinden okurlarına kadar herkesi kendi amaçları doğrultusunda kullanır.
