Catherine Isaac’ın kaleminden çıkan “Ayaklarımın Altındaki Dünya” adlı roman, Epsilon Yayınevi aracılığıyla okuyucularla buluştu. Eser, iki kadının, iki ayrı dönemin ve iki farklı cesaret biçiminin iç içe geçtiği zengin bir anlatım sunuyor.
Romanın başkahramanlarından Ellie için dünya, kelimenin tam anlamıyla ayaklarının altındaki toprağa, yani kendi bahçesinin sınırlarına hapsolmuş durumda. Bahçe kapısının ötesi, adını koyamadığı bir korkuyla çevrili; bu korku, geçmişten sızan rüyalar ve bastırılmış hatıralarla beslenerek onu yıllardır kendi sığınağında tutsak ediyor. Bu durum, genç kadının dış dünyayla olan bağını koparırken, iç dünyasındaki derin mücadeleleri ve yüzleşmekten kaçtığı gerçekleri gözler önüne seriyor.
Diğer yanda, 1990’lı yılların çetin şartlarında, gazeteci Harriet’ın hikayesi başlıyor. Romanya’ya savaş muhabiri olarak gönderilen Harriet, Çavuşesku rejiminin yıkılmasının ardından gün yüzüne çıkan devlet yetimhanelerindeki yürek burkan manzaralarla karşılaşıyor. Tüm dünyanın dehşetle izlediği bu görüntüler, Harriet için sadece bir haber konusu olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Kapalı kapılar ardında tanık olduğu derin ihmal, yaygın sessizlik ve yaşanan sayısız kayıp, sadece kaleme aldığı yazılara değil, kendi hayatına da derinden işliyor. Bu yıkıcı deneyim, onun annelik anlayışını ve yaşamındaki temel seçimlerini geri dönülmez bir biçimde şekillendiriyor.
“Ayaklarımın Altındaki Dünya”, iki kuşağı temsil eden bu kadınların, hayatlarındaki zorluklara rağmen sergiledikleri cesaretin farklı tezahürlerini dokunaklı bir dille aktarıyor. Romanya’daki bir yetimhanenin hüzünlü atmosferinden İngiliz kırsalındaki sakin bir bahçeye uzanan bu öykü, geçmişle yüzleşmenin ve her şeye rağmen yeniden başlama umudunun varlığını sorguluyor. Roman, kendini keşfetme yolculuğunda sevginin ve umudun iyileştirici gücünü etkileyici bir biçimde anlatıyor, okuyucuyu hem duygusal hem de düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor.
