Mina Seçkin’in ilk romanı “Dört Unsur,” Everest Yayınları tarafından okurların beğenisine sunuldu. Çağdaş edebiyat sahnesinde adından söz ettiren yazarın bu eseri, kadim bir inancı modern bir hikayeyle harmanlıyor. Roman, adını antik tıbbın temelini oluşturan ve insan mizacını şekillendirdiğine inanılan dört bedensel sıvıdan – kan, balgam, kara safra ve sarı safra – alıyor. Bu dört unsurun insan karakteri ve ruh hali üzerindeki etkisi, hikayenin alt metinlerinde kendini hissettiriyor.
Eserin odak noktasında, iki kültür arasında köprü kurmaya çalışan Türk-Amerikalı genç bir kadın olan Sibel yer alıyor. Sibel’in hayatı, Amerikalı erkek arkadaşı, antik tıp metinlerine duyduğu özel ilgi ve yaşadığı derin bir yasla şekilleniyor. Gezi protestolarının ardından gelen yaz döneminde Türkiye’ye dönen Sibel, babaannesinin yanında geçirdiği mevsim boyunca kendini yeniden keşfediyor. Bu süreçte, ailesinin geçmişine dair derinlemesine bir yolculuğa çıkarak, uzun süredir gizli kalmış sırlarla ve karanlık gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyor.
“Dört Unsur,” kültürel kimlik arayışı içinde olan, kendini nereye konumlandıracağını sorgulayan genç bir kadının içsel ve dışsal çalkantılarıyla baş etme mücadelesini anlatıyor. Sibel’in fiziksel ve duygusal zorluklarla yüzleşerek kendini tanıma ve iyileşme arayışı, romanın ana izleğini oluşturuyor. Yazar, karakterinin iç dünyasını şu sözlerle betimliyor: “Vücudumda dolaşan dört sıvı karakterimi, mizacımı ve ruh halimi belirler. Kan, balgam, kara safra ve sarı safra.” Bu ifadeler, Sibel’in kendi benliğini ve duygusal dalgalanmalarını antik bir perspektiften anlamlandırma çabasını gözler önüne seriyor. Romanın derinlikli atmosferini pekiştiren bir başka alıntı ise karakterin içsel mücadelesini yansıtıyor: “Ne zaman yatağımda düz bir şekilde uzansam, kendimi cansız bir nesne gibi hareketsiz hale getiririm. Bir kaya. Yüksek, çelik bir bina. Sonra kalbimi hareket eden tek şey haline getiririm. Affetmeye en çok yaklaştığım an bu.” Bu güçlü ifadeler, Sibel’in geçmişiyle hesaplaşmasını, kederini ve affetme yolculuğunu okuyucuya çarpıcı bir biçimde aktarıyor. Roman, bu çağda kaleme alınabilecek nitelikte, modern bir kimlik arayışının ve içsel dönüşümün güçlü bir anlatısı olarak öne çıkıyor.
