Orhan Koçak’ın kaleme aldığı “Cansever/Kant Estetik Yücenin Serüveni” adlı eser, Metis Kitap tarafından yayımlanarak okuyucularla buluştu. Bu çalışma, iki büyük ismi, şair Edip Cansever ile filozof Immanuel Kant’ı, estetik düşüncenin odağında bir araya getiriyor. Kitabın temel amacı, bu iki ustanın birbirine baktığında, eserlerini birbirinin prizmasından okuduğunda ortaya çıkan düşünsel ve estetik faydayı incelemek, bu karşılaşmanın dinamiklerini kayda geçirmek veya sahnelemek olarak özetleniyor.
Kitap, Cansever’in şiirindeki zevk-acı veya haz-hazsızlık dengesi ile onun “güzel şiir yazmak istemiyorum” ve “düşüncenin şiiri” gibi eleştirel motifleri arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Aynı zamanda, Kant’ın önemli eseri “Üçüncü Kritik” olarak bilinen Yargı Gücünün Eleştirisi’nin, Cansever’in poetikası bağlamında nasıl özelleştirilebileceği ve faydalı hale getirilebileceği araştırılıyor. Koçak, Kant’ın estetik teorisinin Cansever’in yapıtı üzerinden okunduğunda nasıl bir dönüşüme uğradığına odaklanıyor.
Edip Cansever, İkinci Yeni şairleri arasında en çok okunan ve eleştirel ilgiye mazhar olmuş isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Şairin toplu şiirlerinin yüksek baskı sayıları, onun edebiyatımızdaki kalıcı etkisini gözler önüne seriyor. Koçak’ın bu yoğun ilgi alanına yeni bir kitapla katılmasının kişisel ve entelektüel nedenleri bulunuyor. Yazar, bu şiirlerle geçirdiği altmış yıl boyunca biriken düşüncelerini, notlarını ve izlenimlerini bir araya getirme gereksinimi duyduğunu belirtiyor.
Kitapta ele alınan önemli noktalardan biri, Cansever şiirlerinin farklı zaman dilimlerindeki algılanış biçimlerinin değişimi. Yazar, 1968’de okunan bir Cansever şiiri ile 2018’de okunanın aynı olmadığını, zamanın şiirler üzerindeki etkisinin yüzlerini değiştirdiğini ifade ediyor. Kendi kuşağının bu şiirlerden aldığı zevkle günümüz okur ve yazarlarının edinebileceği zevk arasında bir “uyuşmazlık” gözlemlediğini dile getiriyor. 70’li ve 80’li yılların okurunun Cansever’in yapıtını “güzel”, “muhteşem” veya “yüce” sıfatlarıyla tanımlarken, 21. yüzyılın şair ve yazarlarının güncel eserler için “ilginç” gibi daha nötr bir sıfat kullanabildiğini belirtiyor.
Bu durum, Cansever’in şiirinin “ikinci bir boşluğa, ikinci bir yabancılığa” düştüğü düşüncesini doğuruyor. İlk yabancılaşma 1950’lerde “Umutsuzlar Parkı”nı hemen benimsemeye hazır olmayan şiir dünyasının yabancılığı iken, şimdiki yabancılaşma ise ondan herhangi bir tat alamayacak veya yanlış tadı alacak okur ve yazarlardan oluşuyor. Koçak, bu yeni, yabancı dünyanın gözünden Cansever’e bakmayı denemiş ve önceki kuşakların önerdiği estetik değerin, sonraki kuşaklar tarafından ya reddedildiğini ya da hiç tadına varılamadığını görmüş. Kitabın ikinci ana sebebi ise, bu isimsiz kalan estetik değeri, yani “yüce” kavramını saptama çabası olmuş. Koçak, Cansever’in “Kirli Ağustos”u ile Kant’ın “Yargı Gücünün Eleştirisi”ni bir araya getirdiğinde “yüce” teriminin kendisine dayandığını ve bu karşılaşmanın, filozof ile şairin eserleri üzerinden yeni bir estetik tartışma alanı açtığını vurguluyor.
