Pedro Almodóvar’ın son eseri “Son Rüya”, Doğan Kitap etiketiyle okuyucularla buluştu. Süleyman Doğru’nun özenli çevirisiyle Türkçeye kazandırılan bu kitap, usta yönetmenin sinema evrenini besleyen derinlikleri farklı bir edebi dille ortaya koyuyor.
Kitabın açılışında yer alan çarpıcı bir ifade, eserin temel felsefesini özetliyor: “Annemden çok şey öğrendim ama ne o ne de ben bunun farkına vardık. Mesela işim için temel bir şey öğrendim: Kurgu ile gerçeklik arasındaki farkı ve gerçekliğin, hayatı kolaylaştırmak için kurguyla tamamlanmaya nasıl ihtiyaç duyduğunu.” Bu cümle, Almodóvar’ın hikâye anlatıcılığındaki kurgu ve hakikat dengesine dair düşüncelerini, yaşamla sanatı birleştiren bakış açısını gözler önüne seriyor.
“Son Rüya”, geleneksel bir otobiyografi olmaktan bilinçli bir şekilde kaçınırken, aslında yazarının iç dünyasına dair samimi bir yolculuk sunuyor. Almodóvar, bu eserinde kendi sinemasının ruhunu oluşturan hayaletleri, saplantıları ve anlatı kırıntılarını bu kez yazılı kelimelerle okuyucusunun şaşkınlığına ve merakına sunuyor. 1960’ların sonlarından günümüze uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan on iki metin, anıların ve kurmacanın, itirafların ve parodilerin, gotik unsurların ve komedinin iç içe geçtiği, labirentvari bir anlatı yapısı oluşturuyor.
Tıpkı Almodóvar’ın filmlerinde olduğu gibi, duygunun anlatıyı yönlendirdiği ve arzuların hikâyeyi biçimlendirdiği bu dünyada, annenin ölümüyle yüzleşmeler, pişmanlık duyan bir vampirin sahneye çıkışı, Mesih ile hırsız Barabbas arasında filizlenen sıradışı bir aşk, “Uyuyan Güzel” masalının tekinsiz bir yeniden yorumu ve Benjamin Button’ı andıran Miguel’in tersine akan yaşamı gibi çeşitli, akılda kalıcı temalar işleniyor.
Kitaptaki bazı öyküler, Almodóvar’ın hiç çekemediği filmlerinin senaryo taslakları gibi hissedilirken, bazıları ise kameranın yakalayamayacağı kadar çıplak, kırılgan ve cesur bir içtenlikle kaleme alınmış. “Son Rüya”, melodramın itirafla, arzunun ise hafızayla harmanlandığı parçalı bir iç dünya kaydı olarak öne çıkıyor. Bu eser, bir yaşamın değil, bir hayal gücünün titizlikle tutulmuş günlüğü niteliği taşıyor; okuyucusunu yazarın yaratıcı zihninin en derin köşelerine davet ediyor.
