0

Eserleri kadar yaşamıyla da, günümüzde adından söz ettirmeye devam eden yazarlardan biri olan Stefan Zweig 1881 yılında Viyana’da doğmuş, 1942 yılında Petropolis’deki (Brezilya) intiharına kadar geçen 61 yıllık yaşamı boyunca çok sayıda eser vermiş verimli bir edebiyatçı ve biyografi yazarıdır.

İki büyük paylaşım savaşına tanıklık edebilmiş talihsiz bir kuşağa mensup ünlü Avrupalılardan biri olan Zweig, her ne kadar 1942 yılı başındaki intiharıyla dünyayı saran savaş histerisinin bittiğini göremese de, dünyanın onulmaz bir felakete sürüklendiğine ve bir daha aydınlığın görülemeyeceğine içtenlikle inanıyordu ve bu nedenle kendinden yirmi yedi yaş küçük eşi Lotte ile birlikte yaşamına son verdi. Kişilik itibarıyla umutlu olmak isteyen, çabalayan ama umutsuz yaradılışlı bir insandı Zweig. Özellikle otobiyografik metni Dünün Dünyası ve Günlükler’inde, giderek saplantılı bir nostaljiye dönüşerek adeta kronikleşen bu ruh halinin izlerini bulabilmek mümkündür.

Avusturyalı varlıklı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan ve iyi bir eğitim alan Zweig gönlünün elverdiği gibi yaşadı. Bunda erken bir yaşta elde ettiği ekonomik özgürlüğünde önemli katkısı olsa gerektir. Farklı cinsel tercihlerden dost seçimlerine, seyahat etmeye olan düşkünlüğünden tarihi değeri olan obje, gravür el yazması toplama-biriktirme tutkusuna kadar seçimleri hep bilinçli oldu; nadiren pişmanlık duydu.

En büyük pişmanlığı ise Nasyonal Sosyalistlerin hızla yıkıma sürükledikleri bir dünyada yaşamak zorunda oluşuydu. Zweig’ın yükselen Nasyonal Sosyalist hareket ile 1934 yılında başlayan sürgün yaşamı intiharına kadar yaklaşık sekiz yıl sürmüştür. Ölümünden bu yana geçen yaklaşık seksen yıllık sürede yaşamı üzerine yapılan araştırmalar ve kaleme alınan biyografiler sayesinde olabildiğince kapsamlı bir Zweig portresine ulaştığımızı söylemek mümkün. Ancak Stefan Zweig’ın yer yer edebi yapıtlarında da izi sürülebilecek ‘saklı kimliği’ hakkında en çok ipucu veren metinler, ‘yitik zamana’ övgü kabilinden kaleme aldığı otobiyografisi Dünün Dünyası kadar günlükleri ve sayıları binlerle ifade olunan mektuplarıdır.

Aşağıda Stefan Zweig yaşamına ışık tutan Türkçeye kazandırılmış eserleri (otobiyografi, biyografi, günlükler ve mektuplar) kısaca tanıtmak istiyorum. Zweig’ın ilginç ve o denli etkileyici yaşamı hakkında bilgi edinmek isteyen, yazarı yakından tanımak isteyen Edebibulten (https://edebibulten.com/) okuyucusu için kitapları, kendimce verdiğim öneme göre, sıraladım. Bu sıralamanın bütünüyle öznel olduğunu, edebi bir yargı veya yazınsal bir kaygı içermediğini belirtmeliyim.

(I) Dünün DünyasıBir Avrupalının Anıları. (2013). Stefan Zweig. G. Sert (çev.), 3. bs. Can. 496 sayfa.

Otobiyografik eseri Dünün Dünyası’na yazdığı Önsöz’e şu cümleyle başlar Zweig: “Hiçbir zaman şahsımı, yaşamöykümü başkalarına anlatmayı arzu edecek kadar önemsemedim.”[1] Bu denli alçakgönüllü bir tavra rağmen kitabı yazma düşüncesinin temelinde, normalde bir nesilden çok daha uzun sürelere yayılabilecek olaylar ve felaketler silsilesinin kendi yaşamına sığacak denli yoğunlukta yaşanmış olması yatıyordu. Bu görüşünü şöyle dillendirir: “Babam veya dedem ne gördü ki? Onlar tek düze bir hayat sürdüler.”[2]

Benzer İçerik:  Romantik Yalan: Soylu Vahşi İmgesi

Kendisini “Bir Avusturyalı, bir Yahudi, bir yazar, bir hümanist ve barış yanlısı biri olarak tanımlayan”[3] Zweig, Dünün Dünyası’nı ölümünden kısa süre önce Brezilya’da 1939-1941 yılları arasında kaleme alır: “Anılarımı savaşın ortasında, yabancı bir yerde ve hafızamı canlandıracak en küçük bir yardım almaksızın yazıyorum. Otel odamda elimin altında tek bir kitabım, tek bir notum ve dostlarımdan tek bir mektup yok.”[4] Zweig, “Habsburg İmparatorluğu’nun güvenli dünyasında” yaşadığı çocukluğundan başlayarak anılarını olağanüstü güzellikte bir dil ve yalınlıkla kaleme almıştır. Zweig iki büyük paylaşım savaşıyla Avrupa’da yaşanan tedirginlik, korku ve yılgınlığı tüm açıklığıyla ortaya koyar.

Tüm yaşamına damgasına vuran gezgin, giderek gönüllü-zorunlu sürgün karakterinin izlerini buluruz Dünün Dünyası’nda; ilk Paris seyahati, Avrupa kentlerini arşınlaması, Avrupa dışına açılım, iki büyük savaşla gelen yıkımların ardında kaybolan yaşamlar ve yitip giden bir neslin mensubu olarak Heimatlos[5] yaşamak. Ancak Zweig vatansızlığın olumlu, örneğin özgürlük vaat eden, yönlerini de vurgulamayı ihmal etmez: “(…) özellikle vatanı olmayan kişi başka türlü özgür olur, artık hiçbir yerle bağlı olmayan birinin hiçbir şeyi hesaba katması da gerekmez.”[6]

Nihayet Stefan Zweig’ın otobiyografik kitabı Dünün Dünyası – Bir Avrupalının Anıları, hiç yıkılmayacağına inanılan, ancak 20. yüzyılın başından itibaren, yıldan yıla çökmekte olan bir düzene, geçmişe, ağıt olarak okunabilecek etkileyici bir metindir.  

(II) İmkânsız Sürgün – Stefan Zweig Dünyanın Sonunda. (2016). George Prochnik. Y. Seber (çev.), YKY. 376 sayfa.

Prochnik’in ödüllü Zweig biyografisinin yazar üzerine bugüne kadar kaleme alınan en nitelikli çalışmalardan biri olduğu söylenebilir. Hitler mezaliminden ABD’ye kaçan Viyanalı bir aileden gelen Prochnik’in iyi bir biyografiye uygun düşecek tarzda, yerinde, ayrıntı tercihinde bulunduğunu ve yine iyi bir biyografide fark yaratabilecek nesnel olguların seçiminde gösterdiği hassasiyete dikkat çekmemiz gerekiyor.

Yazar ayrıntılı bir ‘Giriş’in ardından kaleme aldığı on iki bölümde, ‘Viyanalı dünya vatandaşı’ olarak tanımladığı Zweig’ın çok boyutlu giderek panoramik bir profilini çıkarmayı deniyor ve kanımca bunda da başarılı oluyor. Zweig’ın başlangıçta Nasyonal Sosyalist Hareket’in cazibesine kapılması, farklı cinsel tutkuları (homoseksüellik, teşhircilik, röntgencilik)[7], çevresinde bıraktığı ‘yumuşak ve kadınsı’ etki, okuma-yazma merakı, eski elyazmalarına ve müzik notalarına olan tutkusu, on bin kitaplık kütüphanesi,  içe dönük olma hayalini hiçbir zaman başaramaması, yıllar geçtikçe artan aidiyet yoksunluğu, yaşamı boyunca bir ‘dostluk dehası”, “yoksul dostu” olarak tanımlanması, her zaman ‘hazır olan bavul’uyla gezin kimliği, çok sayıda kadının dostu ve sevgilisi, çağının büyük yazarlarıyla ilişkileri ve rekabet arzusu, bir yazar olarak çalışkanlığı ve olağanüstü üretkenliği, Habsburg monarşisine olan sevgisi, gönüllü sürgün yaşamı, iki büyük savaşın getirdiği yıkımın ardından yaşadığı çaresizlik ve tükenmişlik duygusu gibi çok sayıda olgu ayrıntılı biçimde anlatılıyor.

Yukarıda özetlediğim unsurlardan daha ayrıntılısını George Prochnik’in ‘Zweig’a özgü sıfatlar’ listesini, Stefan Zweig’ın ‘kaleydoskop kişiliği’ne ışık tutabileceği inancıyla buraya alıyorum: “Stefan Zweig – varlıklı Avusturya yurttaşı, huzursuz, gezgin Yahudi, insanı afallatan üretkenlikteki yazar, pan-Avrupa hümanizminin yorulmak bilmez destekçisi, aman vermeyen bağlantı insanı, kusursuz evsahibi, evcimen isterik, asil barış yanlısı, ucuz popülist, müşkülpesent tensel zevk düşkünü, köpek aşığı, kedi düşmanı, kitap koleksiyoneri, timsah derisi ayakkabı meraklısı, gösterişçi züppe, depresif, kafe sever, yalnız kalpler sempatizanı, gelişigüzel kadın avcısı, erkeklere arzuyla bakan kişi, teşhirci olmasından kuşkulanılan şahıs, suçu ispatlanmış uydurukçu, güçlülerin dalkavuğu, güçsüzlerin şampiyonu, ileri yaşların verdiği tahribatın karşısında acınacak hale gelen ödlek, mezar sırlarının karşısında cesaretle duran stoacı – kendi ortamlarına özgü güzelliklerin ve yozlukların varlığında vücut bulduğu kimselerin kategorisinde yer alır.”[8]

  1. Prochnik’in ödüllü Zweig biyografisinin, yazarın dünyasına yaklaşabilmek adına yapılmış doyurucu bir çalışma olduğunu belirtelim.
Benzer İçerik:  Nirvana Yolunda Kerouac

 (III) Günlükler. (2016). Stefan Zweig. İ. özdemir (çev.), 3. bs. Can. 468 sayfa.

Zweig’ın Günlükler’i 1912 ile 1940 yılları arasında tuttuğu notlardan oluşuyor. Ancak 1918 ile 1931 arasında uzun bir sessizlik dönemi görüyoruz. Günlükler bazen sadece iki satırdan oluşurken bazen bir sayfayı bulabiliyor. Çoğu ülkesi dışında Fransa, İsviçre, Amerika ve Güney Amerika tutulan notlardan oluşan günlüklerde birinci ve ikinci büyük paylaşım savaşı üzerine yaşanan endişe ve korkunun tüm izleri görülebiliyor. Stefan Zweig’ın dokuz defterinden oluşan bu metinlerin Almanya’da ilk yayımlandığı 1988 yılından beri yazarın iç dünyasına yaklaşabilme adına en önemli belgeler olarak kabul edildiğini belirtmekte fayda var.

(IV) Yolculuklar. (2018). Stefan Zweig. A. Arpad (çev.), 3. bs. Everest. 318 sayfa.

“Limanlar ve tren istasyonları benim için bir tutkudur”[9] diyor Zweig Yolculuklar derlemesinin “Yolculuklar Üzerine” başlıklı metninde. Yolculuklar 1902 -1940 arasında çok geniş bir coğrafyada yaptığı seyahatlerden oluşuyor. Tüm Avrupa, Hindistan, Rusya, Kuzey ve Güney Amerika’ya yaptığı yolculukların bütünü göz önünde bulundurulduğunda Zweig’ın tutkulu bir gezgin olduğu sonucuna rahatlıkla varılabilir. Gittiği ülkelerden ojeler, sanat eserleri, elyazmaları, bakır-ahşap baskı gravürler ve orijinal müzik notaları toplama alışkanlığı olan Zweig’ın tüm bu koleksiyonunu terk ettiği ülkesi Avusturya’da yitip gitmesini büyük bir üzüntüyle anlatacaktır. Anadili dışında vakıf olduğu farklı diler sayesinde ziyaret ettiği kentlerin, ülkelerin toplumsal, kültürel, yerel değerlerini incelemeyi seven Zweig daha sonra bunları çalışmalarında ustalıkla kullanmayı bilmiştir.

(V) 1936 Karanlıktan Önceki Yaz. (2018). Volker Weidermann. Z. Kurttekin (çev.), Can. 143 sayfa.

Weidermann’ın kitabı orijinal başlığından da anlaşılacağı üzere (Ostende. 1936 Dostluğun Yazı)[10] 1936 yılının Belçika’nın sayfiye kasabası Ostende’de Stefan Zweig ile Joseph Roth’un bir araya gelişlerini anlatıyor. Artık Nasyonal Sosyalistlerin zulmü varlığını tüm ağırlığıyla yazarların, sanatçıların ve bilim adamlarının üzerinde kendini hissettirmektedir. Zweig, Roth gibi Yahudilerin Avusturya’da yaşama olanağı kalmamıştır, biri İngiltere’de diğeri Fransa’da sürgündedir. Ostende yaklaşan felakettin ayak sesleri duyulmakla birlikte çok da umursanmadığı bir sayfiye beldesi olarak çok sayıda sürgün edilmiş yazara ‘huzurlu’ bir ortam sunmaktadır. Ancak Nazilerin baskısından kaçan Alman ve Avusturyalı entelektüel bu huzurun geçici olduğunun farkındadır. Çoktan alkolizme teslim olan Joseph Roth uzun bir süredir Zweig’ın maddi desteğiyle yaşamını sürdürmektedir. Ülkesinde kitaplarını bastırma imkânı bulamadığı ve sınırlı gelirini sorumsuzca dağıttığı için yazdıklarıyla geçinmesi mümkün değildir.  Zweig, dünya görüşleri bütünüyle farklı olsa da, yürekten sevdiği ve kalemine saygı duyduğu bu dostunu alkolizmin batağından çıkaracağını ummaktadır. Weidemann, Zweig ve Roth’u merkez alarak Ostende’de yaşanan bu mutlu ancak sayılı günlerin etkileyici bir panaromasını çiziyor. İkilinin arasındaki ‘dostluğun’ hangi temeller üzerine inşa edildiğini daha iyi anlayabilmek için takip eden maddedeki (VI) Mektuplaşmalar (1927-1938) başlıklı kitabın okunmasında fayda olduğunu düşünüyorum.

Benzer İçerik:  Ne Dediler: Normal İnsanlar

(VI) Mektuplaşmalar (1927-1938) – Joseph Roth Stefan Zweig “Benimle Dostluk Zordur”. (2018). A. Arpad (çev.), Kırmızıkedi. 470 sayfa.

İki naif Avusturyalı Joseph Roth ile Stefan Zweig arasındaki uzun süreli mektuplaşmalar (1927-1938), birbirlerini çok sık göremeseler, görüşmeleri çoğunlukla saatlerle sınırlı olsa da, aralarındaki dostluğun hangi temeller üzerine oturduğuna dikkatimizi çekiyor. Ancak bu derlemede, yaşamı boyunca otuz binden fazla mektup yazdığı bilinen Zweig’ın Roth’a hitaben yazdığı mektuplar sınırlı bir yer tutuyor. Mektupların önemli bir bölümünün Roth’un kaleminden çıktığını görüyoruz. Zweig sürekli seyahat halinde olduğu için çoğu kez gecikerek yanıtlasa da Roth’a büyük bir sevgi ve içtenlikle yaklaştığını görüyoruz. Az içmesini, parasını dikkatli harcamasını, sağlığına dikkat etmesini dillendiren satırlarla bitiyor mektupları. Kendi deyimiyle ‘monarşi sevdalısı’ ‘doğulu Yahudi’ Roth’un mektuplarında ise kitaplarından yeteri kadar para kazanamadığından, masraflarının çokluğundan, yayıncılarının onu aldattığından kaynaklanan yakınmalar önemli bir yer tutuyor.

Zaman zaman birbirlerine kitaplarının taslaklarını veya ilk düzeltme baskılarını göndererek görüş alışverişinde bulunduklarını öğreniyoruz. Roth sık sık Hitler’in Nasyonal Sosyalist iktidarının onlara (Yahudilere) bu dünyayı yaşanmaz kıldığından bahisle, Zweig’ın Almanya ve Avusturya ile tüm ilişkilerini kesmesini öğütlüyor; tavrı yer yer dikte eden bir üsluba bürünüyor. Arada bir tarihsel tahliller yaparak içinde bulundukları durumun nedeninin monarşik düzenin yıkılması olduğunu yazıyor.[11] Ama Roth’un mektuplarının önemli bir bölümünün, dolaylı cümlelerle de olsa, Zweig’tan para talebiyle sonlandığını görüyoruz. Sözde borç olan bu paraların hiçbir zaman Zweig’a ödenmediği biliniyor; kaldı ki “yoksul dostu” Zweig’ın da gönderdiği paraları borç olarak değil sevdiği bir dostuna yardım olarak gördüğü anlaşılıyor.

Mektuplaşmalar (1927-1938), Zweig ve Roth arasındaki sıradan bir yazışma trafiğinden öte dönemin Zeitgeist’ına ışık tuttuğu söylenebilir.

 

[1] Dünün Dünyası, 15 (Önsöz).

[2] Dünün Dünyası, 17.

[3] Dünün Dünyası, 15 (Önsöz).

[4] Dünün Dünyası, 19-20.

[5] Vatansız (Alm.)

[6] Dünün Dünyası, 15 (Önsöz).

[7] Son yıllarda Zweig’ın farklı cinsel eğilimleri çok daha fazla tartışılır hale gelmiştir. Bu alanda yapılan düzeyli bir çalışma ‘Stefan Zweig’ın Yakıcı Sırrı’  için bkz. Ulrich Weinzierl, (2015). Stefan Zweigs brennendes Geheimnis. Zsolnay Verlag. Viyana. 288 sayfa.

[8] İmkansız Sürgün, 15-16.

[9] Yolculuklar, 213.

[10] Ostende. 1936, Sommer der Freundschaft. Volker Weidermann. 2014. Verlag Kiepenheuer & Witsch GmbH & Co. Köln.

[11] Joseph Roth’un, büyük bir ustalıkla kaleme aldığı Habsburg Monarşisi’nin çöküşüne tanıklık eden romanı Radetzky Marşı [2019, 2. bs. A. Arpad (çev.) Can], her fırsatta özlemle andığı yitik bir döneme adeta ağıt niteliğindedir.

bu yazıyı oylayın!
[Toplam: 3 Ortalama: 5]

Yorumlar

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla Dosya