Çukurbostan Sarnıcı’nın üzerinde konumlanan Vefa Stadyumu’nun yıkım işlemleri, İstanbul’un tarihi dokusuna ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Bu durum, Bizans dönemine ait Aetios Sarnıcı’nın, yani Çukurbostan’ın korunmasıyla ilgili derin endişeleri beraberinde getiriyor. Mimarlar Serkan Akın ve Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Başkanı mimar Serhat Şahin, stadın bulunduğu bölgedeki tarihi ve kültürel mirasa yönelik riskleri gözler önüne seriyor.
Şahin, İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun aldığı kararların, arkeolojik alanın ortasında sadece göstermelik bir araştırma sondajı ve kazısı sonucunda hiçbir veri elde edilmesine rağmen, stat ve altına yapılacak otopark için alanı tamamen inşaat şantiyesine dönüştürdüğünü belirtiyor. 1500 yıllık tarihi değerlerin, ağır iş makineleriyle yok edildiğini ve bu durumun tüm İstanbul halkının tepkisini gerektirdiğini vurguluyor. Yetkililerin bu konudaki sessizliğinin düşündürücü olduğunu dile getirerek, Şehir Plancıları ve Mimarlar Odası gibi meslek odalarının bu tür vahim durumlar karşısında pasif kalmasının ülkemiz adına ciddi bir sorun olduğunu ifade ediyor.
İstanbul Alan Yönetim Başkanlığı’nın da benzer pasiflik sergilediği ve bu durumun tarihi yarımadaya verdiği zararın farkında olunması gerektiği belirtiliyor. Roma mimarisinin bu ölçekteki günümüze ulaşan en önemli üç sarnıcından biri olan Aetios Sarnıcı’nın, betonarme kuşaklama ile korunması gerektiği ve bu sürecin bilimsel temellere dayanması gerektiği vurgulanıyor. Korumacılık etiği ilkelerine uygun hareket edilmesi ve uluslararası standartlara uyulması gerektiği altılabiliyor.
Mimar Serkan Akın, inşaatın devam eden süreçte yaşanan şaibenin altını çiziyor. 1987 yılında tescil edilmiş olan 2567 Ada 35 parselin, 2020 yılında eklenen 74 parsel ile birlikte Korunması Gerekli 1. Grup tescilli parsel haline geldiğini belirtiyor. Ancak, 2025 mart ayında 2567 Ada 35 ve 74 parsele 57-73 parseller ve 2555 Ada 1-2 parseller eklenerek “Karagümrük Vefa Stadı mimari projesi” düzeltmelerle onaylandığını ifade ediyor. Yapının oturduğu parsellerin birleştirilmemesi ve sadece duvarları koruyan bir koruma yaklaşımına varılması, yapı fonksiyonunun bölge için yoğun ve ezici bir işlev olmadığı gerçeğiyle çelişiyor. Zemin altı uygulamalarının müze denetimi yeterince açıklayıcı olmaması da dikkat çekiliyor. Bu durumun toplumun ve ilgililerin dikkatine sunulması gerektiği belirtiliyor.
