Anadolu coğrafyasının dört bir yanında bulunan tarihi kaya anıtları, definecilerin ve kontrolsüz müdahalelerin hedefi haline gelerek ciddi tahribatlara uğramaktadır. Uzmanlar bu durumu “kültür katliamı” olarak nitelendirirken, binlerce yıldır ayakta kalan eşsiz mirasın yok oluşuna dikkat çekmektedir. Son örnekler arasında İzmir sınırları içerisindeki Karabel Hitit Kaya Anıtı ile Afyon’daki Aslankaya Frig Anıtı yer alıyor.
Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu Başkanı arkeolog Nezih Başgelen, Karabel ve Aslankaya’da yaşanan yıkımı detaylı bir şekilde aktardı. Başgelen’e göre, Karabel Hitit Anıtı ve çevresi, hem yol genişletme çalışmaları hem de kaçak kazılar yüzünden büyük zarar görmüştür. Anıtın üzerine asit benzeri bir madde döküldüğü ve defineciler tarafından kaya kabartmasının alt bölümünün hilti ile parçalandığı belirtildi. Başgelen, bu tür eylemleri “cennet coğrafyayı cehenneme çevirmeye azmetmiş zebanilerin” benzersiz kültür varlıklarını tahrip etmesi olarak tanımladı. Ayrıca, 1926-1935 yılları arasında dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik tarafından Hitit kabartmasının yerini işaretlemek amacıyla yaptırılan çini süslemeli zafer takının, son dönemdeki yol genişletme çalışmaları sırasında korunmayıp yıkılması da ayrı bir duyarsızlık örneği olarak gösterildi.
Yaklaşık 2.5 metreye 1.5 metre boyutlarındaki bir niş içerisinde yer alan Karabel kabartmasında, sol elinde mızrak, sağ elinde yay tutan ve belinde kılıç kabzası görünen bir erkek figürü tasvir edilmiştir. Figürün başı ile mızrağı arasında yer alan ve zamanla aşınmış Luvice yazıt, 1998 yılında David Hawkins tarafından çözümlenerek “Mira (ülkesi) kralı Tarkasnava, Mira ülkesi kralı Alantalli’nin (oğlu), Mira ülkesi kralı …’nın torunu” şeklinde okunmuştur. Hititlere bağlı bir vasal krallık olan Mira ülkesinin, bahsedilen kral Alantalli’nin Hitit kralı IV. Tuthaliya ile çağdaş olduğu bilgisiyle, bu kaya anıtı MÖ 13. yüzyıl sonlarına tarihlendirilmektedir.
Afyon’un İhsaniye ilçesinde, Döğer kasabası yakınlarındaki Emre Gölü civarında bulunan Aslankaya Frig Anıtı ise yüksek bir kaya kütlesinin güney yüzünün düzeltilmesiyle oluşturulmuş, bezemeli, üçgen çatılı benzersiz bir tapınak cephesidir. Ana cephesi geometrik desenli kabartmalarla süslü olan anıtın üçgen çatısının kiriş boşluklarında karşılıklı iki sfenks, ana cephede ise niş içinde açılan kapı kanatları arasında ayakta duran iki aslan arasında Ana Tanrıça Kybele heykeli işlenmiştir. Ne yazık ki, günümüzde anıtın hem cephesi hem de Kybele heykeli tahrip edilmiş durumdadır. Anıtın MÖ 7. yüzyılda inşa edildiği düşünülmektedir.
Uzman mimar Korhan Gümüş, dünya çapında eşi benzeri olmayan arkeolojik eserlerin tahribatının giderek arttığını belirtiyor. Gümüş, sadece arkeolojik değil, Osmanlı ve yakın tarihten kalan mirasın da yok edildiğine dikkat çekerek, korumanın yalnızca bekçilerle veya bürokratik önlemlerle sağlanamayacağının altını çizdi. Gümüş’e göre koruma, çok boyutlu ve yaratıcılık gerektiren bir süreçtir; yerel halkın bilgilendirilmesini, kapsayıcı araştırma alanlarını ve güçlü bağlar kurulmasını gerektirir. Bakım, koruma, izleme ve ziyaretçi yönetimi çalışmalarının bağımsız ihtisas ve deneyim gerektirdiğini vurgulayan Gümüş, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu hayati konuyu bağımsız enstitülerle işbirliği yaparak ele alması ve alan yönetimi deneyimlerini uluslararası işbirliğine açması gerektiğini ifade etti. Mevcut yönetim modelinde bir yöntem sorunu olduğu açıktır ve başarılı uluslararası örneklerin incelenmesi gerektiğini ekledi.
