Roxy Müzik Günleri, 1996 yılında başlayan yolculuğundan bu yana Türk müzik sahnesine önemli katkılarda bulunmuş köklü bir etkinliktir. Teoman, Hayko Cepkin, Bedük, Can Gox, Aylin Aslım, Özge Fışkın, Gevende, Direc-T, Barış Demirel, Gaye Su Akyol, Replikas, Kurban, Siyah Tavşan ve Jön gibi pek çok değerli ismin yolu bu yarışmadan geçmiştir. Organizasyon, kendi müziğini yaratan ve özgün ifadelerini dinleyiciyle buluşturmak isteyen her müzisyene kapılarını açmaktadır.
Bu yılki jüri heyeti de müzik camiasının önde gelen isimlerinden oluşmaktadır. Barış Demirel, Batıkan Baksı, Boğaç Gökmen, Cem Selcen, Deniz Ağan, Ece Duyar, Hakan Tamar, İpek Atcan, İzzet Öz, Kanat Atkaya, Murat Beşer, Murat Hasarı, Nilipek, Ömer Ahunbay, Övünç Dan, Özge Fışkın, Şafak Ongan, Taner Öngür ve Tibet Ağırtan gibi deneyimli isimler, başvuran yetenekleri değerlendirecektir.
Roxy %100 Müzik Yarışması’nda dereceye girenler önemli para ödülleriyle onurlandırılacak. Birinciye 250 bin TL, ikinciye 150 bin TL ve üçüncüye 75 bin TL ödül verilecektir. Ayrıca, birinci gelen müzisyene Ada Müzik tarafından stüdyo kayıt imkanı sağlanacak ve eseri Ada Müzik etiketiyle yayımlanma hakkı kazanacaktır. Başvurular 1 Nisan’a kadar devam ederken, finalistler 12, 13 ve 14 Mayıs’ta canlı performans sergileyeceklerdir. Ödül töreni ise 15 Mayıs’ta düzenlenecektir. Jürinin usta üyelerinden Taner Öngür ve yarışmayı organize eden ve aynı zamanda jüri üyesi olan Cem Selcen, etkinlikle ilgili görüşlerini paylaştı.
Taner Öngür, günümüzün yaygın dijital iletişim platformlarına rağmen Roxy Müzik Günleri gibi yarışmaların neden hala gerekli olduğunu açıkladı. Dijital medyanın, müziği duyurma konusunda bir imkan sunsa da, manipülasyona oldukça açık bir alan olduğunu, küçük kulüp konserlerinin bile büyük etkinlikler gibi gösterilebildiğini vurguladı. Roxy’nin ise bu derin izolasyon döneminde bir araya gelme, diğer müzisyenlerin çalışmalarını görme ve yalnız olunmadığını hissetme gibi çok daha derin işlevler üstlendiğini belirtti. Yarışmanın, ülkenin farklı şehirlerinden gelen genç müzisyenler arasında yeni arkadaşlıklar kurduğunu ve katılımcıların, ün kazanmaktan ziyade müziğin ortak ruhunu yakalamasına yardımcı olduğunu ifade etti.
Cem Selcen de Roxy’nin ilk kez düzenlendiği 1996 yılında bugünkü gibi dijital platformların ve akıllı telefonların henüz var olmadığını hatırlattı. YouTube gibi mecraların dahi Roxy’den sonra ortaya çıktığını belirterek, yarışmanın endüstriyel devrimin tam ortasında doğmuş bir platform olduğunu dile getirdi. Roxy’nin, halihazırda belli bir seviyeye gelmiş gruplara destek olup onları müzik dünyasının kaosu içinde bir adım öne taşıdığını, Siyah Tavşan ve Jön gibi grupların başarısının bunun en güncel kanıtı olduğunu vurguladı. Ne kadar yeni dijital mecra çıksa da, canlı performansın önemini koruduğunu ve hatta günümüzde daha da güçlendiğini düşündüklerini sözlerine ekledi.
Adayları değerlendirirken ilk nelere dikkat ettikleri sorulduğunda Cem Selcen, jürinin müzisyen, müzik yazarı ve sektör temsilcilerinden oluşan geniş yelpazesi nedeniyle herkesin kendine özgü bir yorumu olduğunu belirtti. Kendi adına, müziğin sıradanlığı aşan yönlerine, akıllıca yapılmış olmasına ve içerdiği enerjiye odaklandığını, bu temel kriterlerin Bach’tan günümüze uzanan müzikal duygu sınırlarıyla temelde değişmediğini ifade etti. Taner Öngür ise adayları dinlerken öncelikle neyi hedeflediklerini anlamaya, ardından bunu ne kadar başarılı bir şekilde gerçekleştirdiklerini ve müziğin ne kadar özgün olduğunu görmeye çalıştığını söyledi.
Müzik tüketimi ve üretimindeki değişimleri de değerlendiren Taner Öngür, 90’lardan bu yana müzik üretiminde büyük gelişmeler yaşandığını, herkesin artık evinde profesyonel kalitede kayıtlar yapabildiğini ifade etti. Müzik tüketiminde ise, toplumun genelde maddi olarak kısıtlı olması nedeniyle bedava dinleme olanaklarının her zaman daha yaygın olduğunu belirtti. 90’lardaki müzik kanallarının “parayı veren klibini oynatır” yaklaşımının aksine, günümüzde dijital platformların sunduğu aşırı çeşitliliğin müzik dinleme imkanlarını oldukça geliştirdiğini söyledi. Ayrıca, YouTube sayesinde müzik öğrenme çıtasının çok yükseldiğini, gençlerin kısa sürede bir enstrümanda ustalaşabildiklerini ekledi. Ancak bu değişimlerin kendi değerlendirme kriterlerini etkilemediğini, her şeyden önce canlı performansa değer verdiğini ve bu konudaki yaklaşımının 90’lardan pek farklı olmadığını, çünkü canlı müzik icra edilirken dönemin ruhunun önemini yitirdiğini vurguladı.
Cem Selcen, uzun yıllardır devam eden böyle bir yarışmayı sürdürmenin dışarıdan göründüğünden çok daha karmaşık ve sorumluluk isteyen bir iş olduğunu dile getirdi. Her şeyden önce, güvenerek eserini gönderen müzisyenin hakkının korunması gerektiğini ve bu nedenle dinlemelerin asla baştan savma yapılmadığını belirtti. 415 gruptan neredeyse 1000’e yakın parçanın dinlenmesinin zorluğuna dikkat çekti. Ayrıca, 25 yılı aşkın süren bu projenin artık kültürel olarak topluma mal olduğunu, kazananlara verilen ciddi ödüllerden, şehir dışından gelen finalistlerin yol, konaklama ve sahne masraflarının karşılanmasına kadar birçok desteğin kulüp ve sponsorlar aracılığıyla sağlandığını anlattı. Jüri olmanın en tatmin edici yönünün ise seçtikleri bir grubun, örneğin Nevşehir’den gelip İstanbul sahnesinde “Ben bunu yapıyorum!” demesiyle hissedilen büyük bir gurur olduğunu paylaştı.
Taner Öngür, jüride bulunmaktan en keyif aldığı noktanın, ülkenin her yerinden katılan gençlerin türlü zorluklara rağmen müzik yapmaya devam etme azmi olduğunu, bunun kendisine enerji verdiğini ve onların demolarını bir tür sosyoloji araştırması gibi dinlediğini ifade etti.
Roxy Müzik Günleri’ndeki unutulmaz anılarını da paylaşan Taner Öngür, bir grubun solistinin kazandığı jüri özel ödülünü bir kasa bira zannedip kahramanca reddetmesini ve ardından 1000 dolar olduğunu öğrenince yaşadığı şaşkınlığı anlattı. Başka bir sene ise, gitarı olmayan bir katılımcının aynı gün sahne alan başka bir grubun yeni aldığı gitarını ödünç alıp sahnede coşarak yere atması sonucunda salonda yaşanan komik kovalamacayı hatırlattı.
Roxy’yi kazanarak günümüzde yıldızlaşan isimleri ilk dinlediği anları hatırlayıp hatırlamadığı sorulduğunda Taner Öngür, ilginç bir örnek olarak Nil Karaibrahimgil’in bir sene finale kaldığını, ancak o dönem sahne performansının pek iyi olmadığını ve kariyer yapabileceğini düşünmediklerini, ancak sonrasında ilginç şarkıları ve reklam dünyasıyla olan ilişkisiyle başarılı olduğunu belirtti. Hayko Cepkin’in ise ilk katıldığında dahi, saç tipi sürekli değişse de (Eminem tarzı sarı saçlarıyla katılmıştı), ilk dönem şarkılarıyla bile bir “rock star” olmaya aday olduğunu düşündüklerini ve bunun gerçekleştiğini söyledi. Roxy Müzik Günleri, “Sahne sırası senin!” sloganıyla canlı müziğin ve genç yeteneklerin destekçisi olmaya devam etmektedir.
