Kapadokya bölgesine ait 1/50.000 ölçekli alan planı, mahkeme kararıyla iptal edildi. Mimarlar Odası Başkanlığı ve Şehir Plancıları Odası Başkanlığı tarafından açılan dava sonucunda, Nevşehir İdare Mahkemesi, söz konusu planı şehircilik prensiplerine, planlama esaslarına ve yürürlükteki imar mevzuatına aykırı buldu. Karar, 18 Ağustos 2026 tarihinde oybirliğiyle alınmış olup, hukuki süreçte 30 gün içinde istinaf yolunun açık olduğu belirtiliyor.
Mahkeme, daha önce Eylül 2024’te onaylanan bu planın yürütmesini durdurmuştu. Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası tarafından açılan o davada da, planın şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve imar mevzuatına uygun olmadığına hükmedilmişti. Konuyu yakından takip eden ve ismini vermek istemeyen bir mimarlık uzmanı, iki kararın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Uzman, 17 Haziran’daki yürütmeyi durdurma kararının, 18 Ağustos’taki iptal kararının yalnızca bir öncüsü olmadığını, iptal kararının temel gerekçelerinin zaten o aşamada kurulduğunu vurguladı.
Yürütmeyi durdurma aşamasında mahkemenin dayanağı olan 22 Mayıs 2026 tarihli bilirkişi raporu, 1/50.000 ölçekli bir Kapadokya alan planının teknik olarak gerekli olduğunu belirtmekle birlikte, hazırlanan planın kendi verileri, hedefleri ve koruma ilkeleriyle çeliştiğini ortaya koymuştu. Mahkeme, bu ayrımı yeni iptal kararında da koruyarak, planın yapılmasının nesnel ve teknik olarak zorunlu olduğunu ancak ortaya çıkan planın hukuka uygun olmadığını belirtti.
İptal gerekçelerinin başında, plan raporu ile plan paftaları arasındaki önemli tutarsızlıklar yer alıyor. Nüfus projeksiyonları bazı yerleşimlerde nüfus azalması öngörürken, planın hemen hemen tüm yerleşim alanlarında yeni gelişme konut bölgeleri açtığı ve bunların bir bölümünün yerleşilebilirlik açısından uygun olmayan alanlarda bulunduğu tespit edildi. Mahkeme bu durumu, “koruma-kullanma dengesi” ve “tarımsal alanların korunması” ilkeleriyle doğrudan çelişkili buldu.
Karara göre, “bölgesel ve sektörel gelişme” gerekçesiyle nüfus artışı kabul edilse de, bunun hangi ekonomik faaliyetlerden doğacağı ve nasıl bir nüfus gelişimi yaratacağı yeterince analiz edilmediği için gelişme alanlarının dayanağı yeterince sağlam değildi. Planlama sürecindeki çalıştaylara rağmen, bilirkişi raporuna göre paydaşların sürece yeterince sağlıklı biçimde dahil edilmediği ve sit kararları gibi temel planlama girdilerinin yeterince incelenmeden plan aşamasına geçildiği de belirtildi.
Mahkeme, önceki yürütmeyi durdurma kararındaki endişeleri yumuşatmak yerine, bunları kesin hükme dönüştürdü. Uzman mimar, bu kararın yalnızca biçimsel veya teknik bir plan yapım hatası olmadığını vurguladı. Daha önceki 1/25.000 planın iptalinde ölçek ve gösterim tekniği tartışması öne çıkarken, bu kez mahkeme daha derinlemesine inerek planın mekânsal kararlarının, nüfus kabullerinin, gelişme alanlarının, turizm yaklaşımının, tarım ve doğal alanların korunması yaklaşımlarının birbiriyle tutarlı olmadığına hükmetti. Bu durum, sorunun artık “yanlış ölçekte hazırlanmış plan” olmaktan çıkıp, “planlama mantığı ve koruma yaklaşımı sorunlu bir plan” haline geldiğini gösteriyor.
Özetle, Kapadokya’da geri dönüşü güç sonuçlar doğurabilecek uygulamaları geçici olarak durduran karar, yerini planın esas bakımından hukuka aykırı olduğuna hükmedilerek tamamen iptal edilmesine bıraktı.
