Günümüzde pek çok kişi, uzun uzun metinler yazmak yerine bir şeyleri sesli mesajla iletmeyi tercih ediyor. Ancak İngiltere’de bu eğilim diğer ülkelere göre oldukça farklı bir seyir izliyor.
WhatsApp, 2013 yılının Ağustos ayında sesli mesaj özelliğini tanıttığında, bu yenilik kısa sürede dünya çapında yaygınlaşmıştı. On üç yıl sonra hâlâ birçok bölgede sesli iletişim günlük bir alışkanlık haline gelirken, İngiltere’de durum bir o kadar geride kalıyor. İngiliz kullanıcıların yalnızca yüzde 15’i sesli mesajı düzenli olarak kullanıyor; geri kalan yüzde 85’i ise metin mesajlaşmayı tercih ediyor. 2024 yılına kadar yapılan bir araştırmada ise İngiltere, 17 gelişmiş ülke arasında sesli mesaj kullanımında en düşük oranı gösteren ülke olarak öne çıktı; katılımcıların yüzde 83’ü yazılı iletişimi seçerken, sadece yüzde 4’ü kendisini “sesli mesaj meraklısı” olarak nitelendirdi.
Bu tercihin arkasında birkaç faktör bulunuyor. İlk olarak, sesli mesaj alıcı açısından daha fazla zaman ve dikkat gerektiriyor. Uzun bir ses kaydı geldiğinde, gönderenin ne söylemek istediğini anlamak için bütün mesajı baştan sona dinlemek zorunlu oluyor. Özellikle iş saatlerinde ya da kalabalık ortamlarda bu durum zahmetli bir hal alabiliyor. İngiltere’de bireylerin iletişim tarzının daha mesafeli ve resmi olması, kısa ve net yazılı ifadeleri tercih etmelerini destekliyor.
Sosyoloji profesörü Jessica Ringrose, İngilizlerin iletişimde daha içine kapanık bir yaklaşım sergilediğini ve sesli mesajların daha dışa dönük, konuşmayı seven kültürlere hitap ettiğini belirtiyor. Spectator dergisinin yazarı Rory Sutherland ise “Beş dakikalık bir sesli mesaj, karşı tarafa kaba bir davranış gibi görünebilir” diyerek, uzun sesli iletilerin sosyal normlarla uyumsuzluğuna işaret ediyor.
Dünya genelinde ise sesli mesajların popülaritesi farklı bir tablo çiziyor. Hindistan, Meksika, Hong Kong ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde sesli mesajlar, metin mesajlarının yerini almaya yakın bir seviyede. Çok dilli toplumlarda, klavyede farklı alfabeleri kullanmak zorlayıcı olabilir; bu yüzden bir tuşa basıp konuşmak daha pratik bir çözüm sunuyor. Ayrıca, geniş diaspora toplulukları farklı saat dilimlerinde yaşayan kişilerle iletişimi sürdürmek için sesli mesajları tercih ediyor; bu yöntem, telefon görüşmesi kadar samimi, mesajlaşma kadar esnek bir iletişim sağlıyor. Ses tonundaki nüanslar, vurgular ve duygusal ton, özellikle duygu yoğunluğu yüksek konularda yazılı ifadelerden çok daha etkili bir aktarım sunuyor.
Bilimsel açıdan bakıldığında, sesli iletişimin duygusal bağları güçlendirdiği görülüyor. Wisconsin‑Madison Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, ebeveynlerin sesini telefonda duyan çocukların stres hormonu kortizol seviyelerinin düştüğü, oksitosin (bağlanma hormonu) seviyelerinin ise arttığı ortaya konmuştu. Psikologlar, sesli mesajların karşı tarafın sesini duymanın duygusal etkiyi artırdığını ve iletişimin belirsizliğini azalttığını vurguluyor. Bu yüzden birçok flört uygulaması son yıllarda sesli mesaj özelliklerini eklemeye yönelmiş durumda.
Tüm bu veriler ışığında, İngiltere’de sesli mesajların hâlâ bir yan seçenek olduğu, yazılı iletişimin ise birincil tercih olarak kalacağı öngörülüyor. Diğer ülkelerde sesli iletişimin hayat kurtarıcı ve kültürel olarak güçlü bir araç haline gelmişken, İngiliz toplumu yapısal, sosyal ve psikolojik nedenlerle geleneksel metin mesajlaşmaya bağlı kalmayı sürdürüyor.
