1994 yılının son günleri yaklaşırken Türkiye, ayrılıkçı terör örgütü PKK ve şeriatçı İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA-C) gibi grupların yol açtığı şiddetin gölgesi altındaydı. Bu kasvetli atmosferde, Taksim’deki The Marmara Oteli’nin giriş katında yer alan Opera Pastanesi, iki değerli ismin trajik kaderini belirleyen mekan olacaktı. Arkeolog Yasemin Cebenoyan, 37. yaş gününü kutlamak üzere bir arkadaşından aldığı hediyeyi almak için oradaydı. Aynı pastanede, Türk Sinematek Derneği’nin kurucusu, yazar, şair, denemeci ve senarist Onat Kutlar ise eşi Filiz Kutlar ile evlilik yıldönümlerini idrak ediyordu.
30 Aralık 1994 Cuma akşamı, saat 18.45’te, Taksim’in hareketli merkezinde yıkıcı bir patlama meydana geldi. Pastanenin boş bir masasına bırakılan el yapımı patlayıcı, Opera Pastanesi’nin cam ve mermerden oluşan dış cephesini tamamen yerle bir etti. Şiddetli patlamanın etkisiyle yan taraftaki otel lobisinin vitrinleri de parçalara ayrıldı. Bu vahim olayın sonucunda Yasemin Cebenoyan olay yerinde yaşamını yitirirken, ağır iç kanama geçiren Onat Kutlar, kaldırıldığı hastanede 11 Ocak 1995 tarihinde hayatını kaybetti.
Onat Kutlar, sinemaya bir şenlik gözüyle bakardı. Türk sinemasında yeni bir sayfa açarak, 1965 yılında Türk Sinematek Derneği’ni ve Yeni Sinema dergisini kurdu. “Yusuf ile Kenan”, “Hazal” ve “Hakkâri’de Bir Mevsim” gibi hem yurt içinde hem de yurt dışında pek çok ödülle taçlandırılan filmlerin senaryolarına imzasını attı. Sinema dünyasındaki etkisi sadece senaristlikle sınırlı kalmadı; 1985’te Berlin Film Festivali’nde jüri üyeliği yaptı ve İstanbul Film Festivali’nin kurucuları arasında yer aldı. Edebiyat alanında da önemli bir yere sahip olan Kutlar, Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü kazanan “İshak” adlı kitabıyla Türk öykücülüğüne farklı bir pencere açtı. O, kültür ve sanat dünyamızın yol gösterici kutup yıldızlarından biriydi.
Hayatı; barışın, kardeşliğin, aşkın ve mücadelenin birleştiği noktadan yorumlayan Kutlar, yüksek sesle barışın türküsünü söyler, baharın isyanını dile getirirdi. Gazetemizdeki “Gündemdeki Konu” başlıklı köşesinde, 28 Ağustos tarihli yazısında terör konusunu ele almıştı. “Herkesin kaybettiği tek oyun” başlığını taşıyan bu anlamlı yazıda, Fransız şair Andre Chenier’nin ölümü üzerinden terörün anlamsızlığını sorguluyordu. Kutlar, yazısında şu çarpıcı ifadeleri kullanmıştı:
“Terörün anlamı ve kapsamı, onu kullanan kişinin kim olduğuna göre değişmez. Giyotinin bıçağı, kutsal kralı da, vatansever ve bozulmaz Robespierre’i de, hayalci ozan Chenier’yi de, serseri Sans-Culottelardan birini de, hain İsviçreliyi de aynı umursamazlıkla keser. Tıpkı Güneydoğu Anadolu’da şiddetin gencecik askerleri, küçük çocukları ve Kürt gençlerini aynı kayıtsızlıkla yok ettiği gibi. Hiçbir şiddette kazanan yoktur. Terör, herkesin birden kaybettiği tek ve korkunç bir oyundur. Andre Chenier’nin öldürülmesiyle ilgili anlatılan bir söylenceye göre, ünlü şair kafasını demirin aralığına koymadan hemen önce haykırmış: ‘Bu kafada bir şeyler vardı!..’ Evet. Her öldürülenle bir evren yok edilir. Hiçbir kutsal amaç, hiçbir ideoloji, hiçbir ‘hak’, hiçbir öfke, hiçbir yetki öldürmeyi haklı gösteremez. Kralın ve soyluların gaddar köpekleri kadar, halkın temsilcileri, dağdakiler de bunu düşünmelidirler. Günlerdir çıkıp İstanbul’un sessiz ve eski sokaklarında dolaşmak istiyorum. Hava ağır ağır serinliyor. Eylül geliyor. İyi güz günleri. Barış… Ama çıkamıyorum. Nereye yürüsem ayağıma kan bulaşıyor. Terör içindeyim.”
Ne yazık ki, barışın ve insanlığın yılmaz savunucusu Onat Kutlar, kendi kaleminden “terör içindeyim” dediği bir ortamda, bir terör eylemi sonucunda aramızdan ayrıldı. Onu özlemle ve sevgiyle anıyor, geride bıraktığı eserleri, anıları ve mücadelesi önünde derin bir saygıyla eğiliyoruz.
