Nisan ayında yayımlanan “Yesteryear”, kısa sürede uluslararası kitap listelerinde üst sıralara yerleşerek yılın en çok konuşulan romanlarından biri oldu. Eser, haftalar boyunca The New York Times çok satanlar listesinde yer alırken, Birleşik Krallık’ta Sunday Times ciltli kurgu kategorisinde birinci sıraya yükseldi. Haziran ayında ise TikTok ile NielsenIQ BookData verileri kullanılarak hazırlanan BookTok listesinin zirvesine çıktı.
Romanın satış başarısında yalnızca yoğun tanıtım kampanyaları değil, sosyal medyada yürütülen tartışmalar, kitap kulüplerindeki değerlendirmeler ve okur topluluklarının ilgisi de önemli rol oynadı.
Sosyal medyanın kusursuz hayatı geçmişte sınanıyor
Romanın merkezinde, sosyal medyada milyonlarca takipçisi bulunan 32 yaşındaki Natalie Heller Mills yer alıyor. Altıncı çocuğuna hamile olan Natalie, Idaho’daki geniş çiftliğinde sürdürdüğü geleneksel aile yaşamını takipçilerine örnek bir hayat olarak sunuyor.
Evde ekmek yapan, çocuklarını evde eğiten, çiftlik ürünleriyle doğal bir yaşam sürdüğünü gösteren Natalie’nin paylaştığı görüntülerin ardında ise çalışanlar, ticari ortaklıklar ve gizlenen sorunlar bulunuyor.
Hikâye, Natalie’nin beklenmedik şekilde 1855 yılına gitmesiyle farklı bir boyut kazanıyor. Sosyal medyada idealize ettiği yaşamı bu kez dönemin gerçek koşullarında deneyimlemek zorunda kalan karakter, geçmişe dair romantik bakış açısıyla gerçek hayat arasındaki farkla yüzleşiyor.
Roman, günümüz ile 19. yüzyıl arasında gidip gelen anlatısıyla kadınların çalışma hayatı, evlilik, annelik ve toplumdaki konumlarını iki farklı dönem üzerinden karşılaştırıyor.
“Tradwife” akımı mercek altında
Kitap, son yıllarda sosyal medyada öne çıkan “tradwife” yani “traditional wife” (geleneksel eş) akımını da odağına alıyor.
Bu anlayışta erkek ailenin ekonomik sorumluluğunu üstlenirken, kadının önceliğinin çocuk bakımı, ev işleri ve eşini desteklemek olduğu savunuluyor.
Eleştirmenler ise sosyal medyada ideal aile yaşamı olarak sunulan bu içeriklerin çoğu zaman görünmeyen emeği, çalışan desteğini ve ticari gelir modellerini gizlediğini dile getiriyor.
Roman, geleneksel yaşamı savunurken aynı zamanda güçlü kişisel markalar kuran ve yüksek gelir elde eden fenomenlerin yaşadığı çelişkiyi Natalie karakteri üzerinden işlemeye çalışıyor.
Başkarakter gerçek bir fenomene benzetildi
Kitabın yayımlanmasının ardından birçok okur, Natalie karakterini “Ballerina Farm” hesabıyla tanınan sosyal medya fenomeni Hannah Neeleman ile ilişkilendirdi.
Dokuz çocuk annesi olan Neeleman, Utah’taki çiftlik yaşamını milyonlarca takipçisiyle paylaşırken, New York’taki Juilliard’da dans eğitimi almış olması ve daha sonra çiftlik hayatına yönelmesi nedeniyle romandaki karakterle benzerlik gösterdiği yorumları yapıldı.
Kendisini “tradwife” olarak tanımlamayan Neeleman ise bu benzetmelerden rahatsız olmadığını belirtti. Uzun süredir kamuoyunun ilgisi altında olduğunu söyleyen fenomen, böyle bir kurgunun daha önce yazılmamış olmasına şaşırdığını ifade etti.
Yazar Burke ise Natalie karakterinin doğrudan tek bir kişiden esinlenmediğini açıkladı.
Sinema uyarlaması beklentiyi artırdı
Romanın geniş kitlelere ulaşmasında sinema uyarlaması haberi de etkili oldu.
Amazon MGM Studios, eser henüz yayımlanmadan film haklarını satın aldı. Anne Hathaway’in hem başrol oyuncusu hem de yapımcı olarak projede yer almasının planlandığı açıklandı.
Bu gelişme, romanın daha piyasaya çıkmadan uluslararası ölçekte dikkat çekmesini sağladı.
Dijital kültürün eleştirisi
Dijital kültür üzerine eserler kaleme alan yazar Leigh Stein, romanın sosyal medya fenomenleri ile onları eleştiren kullanıcılar arasındaki ilişkiyi başarılı şekilde yansıttığını belirtiyor.
Stein’e göre fenomenleri eleştiren kullanıcılar da yaptıkları yorumlar ve paylaşımlarla içeriklerin daha fazla görünür olmasına katkı sağlıyor. Bu nedenle eleştirenlerle fenomenler arasında karşılıklı bir etkileşim bulunuyor.
Burke de uzun süredir sosyal medyadaki geleneksel eş hareketini takip ettiğini ve konu üzerine TikTok içerikleri hazırladığını ifade ediyor.
Yazara göre tartışmalar yalnızca geleneksel aile yaşamıyla sınırlı kalmıyor; kariyer, annelik, evlilik, çocuk sahibi olma ve aile içindeki iş bölümü gibi birçok güncel meseleyle de kesişiyor.
Kusurlu bir karakter üzerinden anlatılan hikâye
Natalie, okurun kolayca özdeşleşebileceği bir karakter olarak sunulmuyor.
Yargılayıcı tavrı, çevresine yönelik sert değerlendirmeleri ve sosyal medyadaki eleştirmenlere yaklaşımı nedeniyle güvenilir bir anlatıcı profili çizmeyen karakter, romanın en tartışmalı yönlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Destekçileri ise Natalie’nin çelişkilerinin karakteri daha gerçekçi hale getirdiğini savunuyor. Bir yandan savunduğu değerlere inanırken diğer yandan bunları ticari kazanca dönüştürmesi hikâyenin temel çatışmasını oluşturuyor.
Eleştirmenler iki farklı görüşte birleşemedi
Roman; fenomen ekonomisi, annelik, muhafazakâr kadın hareketleri, feminizm, din, evlilik ve sosyal medya kültürü gibi birçok konuyu aynı anda ele alması nedeniyle eleştirmenleri ikiye böldü.
Birmingham Üniversitesi’nden Dr. Rachel Sykes, romandaki karakterlerin fazlasıyla olumsuz çizildiğini belirterek, Natalie’nin daha derinlikli işlenmesi halinde geleneksel eş hareketine ilişkin daha güçlü bir psikolojik çözümleme yapılabileceğini savundu.
Sykes buna karşın romanın, sosyal medyada sergilenen ideal hayatların arkasındaki görünmeyen emeği ortaya koymasını başarılı buldu.
Leigh Stein ise güçlü çıkış fikrine rağmen kitabın Amerika’da kadın olmanın anlamı üzerine tutarlı bir eleştiri geliştiremediğini ve farklı kadın deneyimlerini yeterince derinleştiremediğini ileri sürdü.
Tartışmalar satışları da artırdı
Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri ise hakkında oluşan fikir ayrılıklarının satışları olumsuz etkilememesi oldu.
Natalie karakterine duyulan sempati, romanın feminist bir eleştiri sayılıp sayılamayacağı ve “tradwife” akımına yönelik yaklaşımı sosyal medyada uzun süre tartışıldı.
Dr. Rachel Sykes, kitap hakkında kayıtsız kalan neredeyse kimseyle karşılaşmadığını belirterek, edebiyat dünyasında bu ölçüde tartışma yaratan eserlerin önemli olduğunu ifade etti.
“Yesteryear”, yalnızca anlattığı hikâyeyle değil; kadınlık, annelik, sosyal medya ve geleneksel yaşam üzerine başlattığı tartışmalar sayesinde de yılın en çok konuşulan romanları arasında yer aldı.
