Valeria Lusielli’nin “Sahte Belgeler” adlı eseri, Seda Ersavcı’nın çevirisiyle Siren Kitap tarafından okuyucuyla buluştu. Bu kitap, Valeria Luiselli’nin yaşam yolculuğundaki izlerini sürüyor. Yazarın bir gezgin olarak portresi çizilirken, doğumdan ölüme kadar hayatımızdaki tüm alanlar, evlerden odalara, mezarlıklardan sayfalara kadar geniş bir yelpazede inceleniyor. Lusielli, bu mekanlarda bıraktığımız boşlukları sorguluyor. Luiselli, yazmaya romantik bir anlam yüklemeden, gerçekçi ve duyarlı bir anlatımla ilerliyor. Yazı ile yaşam arasındaki ilişkiyi doğal akışında ve kendi ritmiyle sayfalara aktarıyor. Venedik’teki bir mezarlıktan Meksika sokaklarına, bisiklet yollarından uçak haritalarına uzanan bu yolculukta, yazarın zihinsel süreçlerine tanık oluyoruz. “Sahte Belgeler”, yazma eyleminin merkezinde yer alan dil ve aidiyet…
Yazar: Edebi Bülten
Antonio Scurati’nin kaleme aldığı “M. Yüzyılın Oğlu” adlı roman, Bilgi Yayınevi etiketiyle okuyucuyla buluştu. Roman, Benito Mussolini’nin yükselişini ve faşizmin doğuşunu edebi bir dille ele alıyor. Kitapta, Mussolini’nin şu sözleri dikkat çekiyor: “Ben mükemmel bir avareyim, terhis edilenlerin koruyucusuyum, yol arayışında kaybolanım. Ama bir oluşum var ve onu ileri taşımak gerek. Bu yarı boş salonda burun deliklerimi dolduran yüzyılı kokluyorum, sonra kolumu uzatıp kalabalığın nabzını arıyorum ve izleyicilerim olduğundan eminim.” Roman, Mussolini’nin siyasi arenadaki yükselişini, dönemin İtalya’sındaki toplumsal ve siyasi çalkantıları, siyasi kasttan ve beceriksiz ılımlılardan bıkmış bir halkın arayışlarını konu alıyor. Mussolini, düzensizlerin, suçluların, kundakçıların ve aynı zamanda “safların”,…
Aslı Çiftçi’nin “Osmanlı’da Aşk” isimli yeni eseri, Fol Kitap etiketiyle okuyucuyla buluştu. Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun derinlikli edebiyat ve hissiyat evreninde aşkın anlamını ve bu duyguya kimlerin layık görüldüğünü inceliyor. Aşkın yaşanma biçimi ile dönemin toplumsal kuralları arasındaki olası çatışmaların gerçek aşkı ortaya çıkarıp çıkarmadığı, ya da toplumsal normlara uyumlu, masum bir aşkın mümkün olup olmadığı sorunsalları irdeleniyor. “Osmanlı’da Aşk”, Tacizade Cafer Çelebi’nin Hevesnâme’si, Celili’nin Hecrnâme’si, Dai Mehmed Efendi’nin Nevhatü’l-Uşşâk’ı ve Enderunlu Fazıl’ın Defter-i Aşk’ı gibi Osmanlı klasik edebiyatının önde gelen yapıtlarını, o dönemin sosyal ve siyasi atmosferi içerisinde değerlendiriyor. Kitap, özlem, tutku, ayrılık ve arzu gibi duyguların erken modern Osmanlı…
John Bowker’ın “Tanrı Arayışı” adlı eseri, Enis Köksaldı’nın çevirisiyle İş Kültür Yayınları aracılığıyla okuyucuyla buluştu. Kitap, insanlığın tarih boyunca Tanrı’ya olan inancını ve bu inancın günümüzdeki devamlılığını sorguluyor. İnsanların Tanrı’ya neden inandığı, farklı dinlerin Tanrı’nın varlığını nasıl ele aldığı gibi temel sorulara odaklanıyor. Eserde, İbrahimi dinler ile Hindistan dinlerindeki Tanrı anlayışları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar inceleniyor. Tanrı’nın varlığının gerçekten bilinebilir olup olmadığı ve bu bilginin nasıl elde edilebileceği gibi konulara değiniliyor. Kitap, Tanrı inancının günlük hayattaki pratik yansımalarını ve dini yaşamdaki anlamını derinlemesine irdeliyor. Bowker, bu sorulara verilen çeşitli ve bazen çelişkili cevapları ele alarak, büyük dinlerin Tanrı’ya dair özgün…
Kerem Işık’ın yeni romanı “Öteki Dünya”, Yapı Kredi Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. Roman, okuyucuyu Thomas Mann’ın “Büyülü Dağ” romanındaki sanatoryumu andıran, dünyadan izole bir mekanda, ölümden sonraki hayata geçişin çalkantılı süreçlerine davet ediyor. “Öteki Dünya”, ölümün algılanması ve mutlak unutuş evrelerinin yarattığı yabancılaşmayı, birbirini tamamlayan iki farklı anlatı olan “Öteki Dünya” ve “Taşıyıcı” bölümleri aracılığıyla ele alıyor. Bilimkurgu atmosferinde şekillenen bu anlatılarda, hayattan kopuşun kurgusal tasviri yapılırken, aynı zamanda yaratılış mitlerine de göndermelerde bulunuluyor. Eser, okuyucuyu şu temel sorularla baş başa bırakıyor: Bu dünya aslında neresi? “Orası” ve “burası” yer değiştirse neler yaşanır? Gerçeklik, düşlerle karıştığında ortaya ne çıkar? Kerem…
David Graeber ve David Wengrow’un ortak eseri “Her Şeyin Şafağı”, Epsilon Yayınevi etiketiyle okuyucuyla buluştu. Kitap, sosyal evrim hakkındaki temel varsayımları sorgulayarak, insanlığın geleceği için yeni özgürleşme ihtimallerini ortaya koyuyor. Kitapta, uzak atalarımızın nesiller boyu ya özgür masumlar ya da vahşi savaşçılar olarak nitelendirilmesine karşı çıkılıyor. Uygarlığın, ancak bu ilkel özgürlüklerden vazgeçerek veya içgüdüleri kontrol altına alarak elde edilebileceği görüşü eleştiriliyor. Graeber ve Wengrow, bu tür teorilerin 18. yüzyılda, Avrupalıların yerli halklara yönelik eleştirilerine karşı geliştirilen muhafazakâr tepkiler olduğunu belirtiyor. Bu tartışmanın yeniden ele alınması, tarımın, mülkiyetin, kentlerin, demokrasinin, köleliğin ve uygarlığın kökenleri de dahil olmak üzere, insanlık tarihini nasıl…
Iris Murdoch’un “Oldukça Onurlu Bir Yenilgi” adlı romanı, Ayrıntı Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. Bu roman, Murdoch’un kendine özgü kara mizah anlayışıyla kaleme aldığı bir eser olarak dikkat çekiyor. Kitap, insan ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve dışarıdan sağlam görünen bağların dahi manipülasyonla nasıl yıkılabileceğini inceliyor. Hikayenin merkezinde, zeki ve alaycı bir entelektüel olan Julius King yer alıyor. Aynı zamanda başarılı bir bilim insanı olan King, şeytani bir karaktere sahip. Julius, çevresindeki insanların birbirlerine olan bağlılıklarını sınamak amacıyla karmaşık bir “kukla oyunu” başlatır. Zekice planlanmış hamleleriyle, karakterlerin beklediği gibi tepkiler verdiğini gözlemler. Ancak, öngörülemeyen olayların zinciri, kaçınılmaz bir trajediye doğru ilerler.…
Virginia Woolf’un ünlü romanı Mrs. Dalloway, Şeyma Dağıstan’ın çevirisiyle Elips Kitap tarafından yayımlandı ve okurlarıyla buluştu. Woolf, kendi romanı hakkında, “Karakterlerimin arkasındaki güzel mağaraları nasıl kazdığımı; bunun tam da benim aradığım şeyi sağladığını düşünüyorum: insanlık, mizah ve derinlik. Asıl amaç mağaraların birleşmesi ve her birinin, yaşanılan o anın içinde gün yüzüne çıkması” şeklinde bir değerlendirmede bulunuyor. Romanın kahramanı Clarissa Dalloway, vereceği bir partinin hazırlıklarıyla meşgulken, okuyucu sadece onun düşünsel yolculuğuna değil, aynı zamanda onun hayatına dokunan herkesin iç dünyasına da tanık oluyor. Woolf, tek bir gün içerisinde hem geçmişi hem geleceği hem de o anı ustalıkla harmanlıyor. Yazar, olay örgüsünden…