Bursa FotoFest, fotoğraf sanatını ülkenin tarihine tanıklık eden bir alan ve hafızanın direnç noktası olarak konumlandıran bir yaklaşımla, etkinliklerini 12 Ocak’a kadar sürdürüyor. Festivalin küratörlerinden Prof. Dr. Gülbin Özdamar Akarçay, dijital görüntülerin hızlıca çoğaldığı bu dönemde, festivalin temel görevini fotoğrafı sadece bir bilgi veya eğlence objesi olmaktan çıkarıp, bir düşünce ve duyarlılık biçimine dönüştürmek olarak tanımlıyor.
Etkinliğin ana temaları genellikle bellek, hak ihlalleri ve ekolojik sorunlar etrafında şekilleniyor. Fotoğraf bu meseleleri ele alırken, izleyiciyle empati kuran bir köprü ile eleştirel bir mesafe arasında denge gözetiyor. Amacı, yalnızca acıyı veya yıkımı göstermek değil, bu durumların altında yatan yapısal sebepleri ve toplumsal etkilerini görünür kılmaktır. Bellek söz konusu olduğunda, fotoğraf geçmişi donuk bir nesne gibi sunmak yerine, bugünü geçmişle canlı bir diyaloğa sokarak, hatırlamayı kolektif bir eyleme dönüştüren bir araç işlevi görüyor. Hak ihlallerini temsil ederken, mağduriyeti estetize etme tuzağına düşmeden, bireyin onurunu koruyan ve izleyiciyi pasif bir acı gözlemcisi olmaktan çıkarıp, aktif bir düşünür ve sorumlu bir özne konumuna davet eden bir dil geliştiriliyor. Ekoloji bağlamında ise, insan merkezci bakış açısını sorgulayan, doğayı sadece bir fon veya kaynak değil, etkileşim içinde olduğumuz bir özne olarak ele alan bir perspektife ihtiyaç duyulduğu vurgulanıyor. Kısacası fotoğraf, temsil ettiği şey üzerine düşündüren, duygusal bir temas noktası yaratan ancak bu teması sorgulamaya dönüştüren bir alanda konumlanıyor.
Bursa’nın Osmanlı başkenti, erken Cumhuriyet’in sanayi kenti ve modern metropol kimlikleri, ‘Kırılma Zamanı’ temasıyla etkileyici bir şekilde birleşiyor. Festival, sanatı müze veya galerilerin ayrıcalıklı alanından çıkarıp kamusal hayatın içine, insanların günlük rotalarına yerleştiriyor. Bu yaklaşım, sanata erişilebilirliği ve demokratikleşmeyi artırarak, sanatı ‘herkes için’ kılıyor. İzleyici mekanla fiziksel bir ilişki kurarken, sergilenen imgelerle de zihinsel bir ilişki kuruyor. Bu çok duyulu deneyim, fotoğrafın etkisini güçlendiriyor ve izleyiciyi sadece bir ‘seyirci’ olmaktan çıkarıp mekânın ve eserin bir parçası haline getiriyor. Emin Altan’ın Ertuğrul Bey Meydanı’nda sergilenen Chosmos sergisi, bu bütünleşmenin en güzel örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
Bursa FotoFest, bu yıl nitelikli bir küratöryel platform sunarak Türkiye’den fotoğrafçıların uluslararası arenadaki görünürlüğüne önemli katkılar sağlıyor. ‘Kırılma Zamanı’ gibi evrensel temalar etrafında şekillenen sergiler, yerel hikâyeleri küresel bir dil ve bağlamla birleştirerek, uluslararası izleyici için daha ulaşılabilir hale getiriyor. Festival, Türkiye’den fotoğrafçılara uluslararası ağlar kurma fırsatı sunarak, yurt dışından sanatçı ve profesyonellerle karşılıklı etkileşim, işbirlikleri ve gelecek projeler için bir zemin hazırlıyor. Aynı zamanda, önemli projeler üretmelerine rağmen görünürlük konusunda zorlanan fotoğrafçılara da ilk sergilerini açma imkânı tanıyor.
Dijital görüntülerin hızla çoğaldığı ve görsel gürültünün arttığı bu çağda, fotoğraf festivallerinin temel sorumluluğu, hızla tüketilen görsellerin aksine, yavaşlamayı, derinleşmeyi ve bağlam sağlamayı teşvik etmektir. Festivaller, sosyal medya akışındaki anlık ve yüzeysel imgelerin aksine, nitelikli bir küratöryal seçki ve düşünsel bir çerçeveyle işleri bir araya getiriyor. Fotoğraf festivalleri, aynı zamanda medyumun kendisini sorgulamalı, fotoğrafın dijital, analog, kavramsal veya belgesel sınırlarında nerede durduğunu, yapay zekânın ve yeni teknolojilerin onu nasıl dönüştürdüğünü tartışmaya açmalıdır. Son olarak, imgelerin arkasındaki fikirleri, etik soruları ve toplumsal bağlamları konuşmak için sanatçı konuşmaları, paneller ve atölyeler düzenleyerek eleştirel diyaloğu tetiklemek ve pasif tüketimi aktif katılıma dönüştürmek de temel sorumluluklarındandır. Kısacası, festivalin sorumluluğu, fotoğrafı bir ‘bilgi’ veya ‘eğlence’ nesnesi olmaktan çıkarıp, bir ‘düşünce ve duyarlılık biçimi’ olarak konumlandırmaktır.
Bu yıl festivalin hayata geçirilmesinde karşılaşılan zorlukların başında mekân temini ve uyarlama süreçleri geldi. Tarihi ve kamusal alanlarda sergi düzenlemek, her zaman olduğu gibi bu yıl da önemli lojistik ve teknik güçlükler barındırıyordu. Ancak, bu zorlukları aşmada en kritik etken, Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi ile kurulan yakın işbirliği ve istikrarlı diyalog oldu. Belediyenin sağladığı kurumsal destek ve esneklik, mekânlara erişim, teknik altyapı ve izin süreçlerinde büyük kolaylık sağladı. Ayrıca, BUFSAD başta olmak üzere diğer yerel sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları ve gönüllü ağlar gibi tüm bileşenlerle uyum içinde yürütülen çalışma, festivalin omurgasını güçlendirdi ve ortak bir amaç etrafında kenetlenmeyi mümkün kıldı.
