Türkiye’nin en uzun soluklu ve prestijli sinema etkinliklerinden biri olan İstanbul Film Festivali, sinema dünyasına kattığı değerler ve zaman zaman yarattığı tartışmalarla her dönem dikkat çekmeyi başarmıştır. Türk sinemasının önemli festivalleri arasında yer alan bu organizasyon, sektör için bir nevi ağırlık merkezi oluşturmaktadır.
İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından kırk beşinci kez düzenlenen festival, sonuna gelirken, hem yerli hem de yabancı birçok seçkin filmi sinemaseverlerle buluşturdu. Toplamda 127 uzun metrajlı filmin gösterildiği programdan, özellikle öne çıkan üç Türk yapımı ve bir uluslararası film izleyicilerin beğenisine sunuldu.
‘Ölü Köpekler Isırmaz’
Yönetmen Nuri Cihan Özdoğan’ın ilk uzun metrajlı filmi “Ölü Köpekler Isırmaz,” Türkiye’nin Avrupa’dan yoğun çöp ithalatı gerçeğine odaklanıyor. Özellikle Adana’da yoğunlaşan bu atıkların yarattığı çevre kirliliği ve sömürüyü ele alan film, yükselen çete düzenini de senaryosuna dahil ediyor. Kemal Burak Alper ve Burak Can Doğan’ın canlandırdığı yoksul iki arkadaşın, sermaye ve iktidarın denetimindeki çeteler ile sarı sendikalar arasında kalışını, yüksek gerilimli, dengeli mizah içeren ve sağlam dramatik yapısıyla izleyiciye aktarıyor.
‘İsimsiz Eserler Mezarlığı’
Melik Kuru’nun ilk filmi “İsimsiz Eserler Mezarlığı,” Türk sinemasında sıkça rastlanan taşra anlatısından farklılaşarak, kentli, seküler ve yok olmakta olan orta sınıfın dünyasına yöneliyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde fotoğraf eğitimi alan ve analog fotoğrafla ilgilenen Aslı (Manolya Maya) ile ev arkadaşının (Ekremcan Arslandağ) etrafında dönen hikaye, sanatın tanımı, sanat eserinin değeri, sanatçının kimliği ve sanat piyasasının güncel durumu gibi soruları gündeme getiriyor. Çağdaş sanatın galeriler, küratörler ve koleksiyonerler üzerindeki etkisine dair bir sorgulama başlatan film, aynı zamanda öğrencilerin gelecek kaygısı ve yaşam mücadelesini de işliyor. Siyah-beyaz görüntüleri ve tutarlı senaryosuyla bu yılın dikkat çeken yapımlarından biri oldu.
‘Süt Çiftliği’
Gazeteci Elif Eda’nın ilk yönetmenlik denemesi olan “Süt Çiftliği,” trafik kazasında ebeveynlerini kaybeden İrem’in (Mira Saikali), babaannesinin (Derya Alabora) süt çiftliğine gelişini ve burada savaş mağduru Halid (Ediz Metin) ile kurduğu bağı merkeze alıyor. İnsan ve hayvan özgürlüğü, acıları ve mutluluklarını paralel bir düzlemde ele alan film, et ve süt endüstrisinin acımasızlığını sorgulatıyor. Hayvan özgürlüğü konusuna cesur yaklaşımıyla öne çıkan yapım, sınıf çatışmasını da arka planda işlese de değerli bir yansıma sunuyor. Ancak, çocuk karakterlerin yapay diyalogları, sığınmacı Halid’in akıcı Türkçesi ve zamanla ilgili bazı tutarsızlıklar filmin zayıf yönleri arasında gösterildi.
‘İyi Erkek Yok’
İran doğumlu Afgan yönetmen Shahrbanoo Sadat’ın üçüncü uzun metrajlı filmi “İyi Erkek Yok,” festivalin en çarpıcı yapımlarından biriydi. Yönetmenin hem yönetip hem de rol aldığı bu otobiyografik unsurlar taşıyan romantik dram-komedi, Taliban’ın geri dönüşünden hemen önceki Kabil’de geçiyor. Kabil TV’de çalışan Naru’nun boşanma sürecinde erkek egemen bir çevrede ayakta kalma çabasını ve başlangıçta kötü seyreden, sonrasında aşka dönüşen gazeteci Qodrat ile ilişkisini konu ediniyor. Film, “iyi erkek var mı, yok mu?” sorusuna bir yanıt ararken, izleyiciye umut verici bir mesaj iletiyor.
