Chloé Zhao yönetmenliğindeki “Hamnet” filmi, edebiyatın en bilinen cümlelerinden biri olan “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” dizesini kaleme alan William Shakespeare’in hayatına farklı bir pencereden bakıyor. Maggie O’Farrell’in çok satan romanından uyarlanan bu dram, Shakespeare ile hizmetçi Agnes Hathaway arasındaki tutku dolu aşkı, 11 yaşındaki oğulları Hamnet’in acı kaybını ve çiftin bu yıkıcı yas sürecinden nasıl geçtiklerini doğalcı, gerçekçi ve minimalist bir anlatımla, duygu sömürüsünden uzak bir biçimde aktarıyor. Film, sözcüklerin yetersiz kaldığı, yaşamanın ve varoluşun sorgulandığı trajik bir ana odaklanıyor.
Hikaye, 1580’lerin Stratford’unda, Elizabeth dönemi İngiltere’sinin katı kuralları, sosyal ilişkiler, yoksulluk, dinin baskısı ve ölüm korkusunun etkisinde bir atmosferde başlıyor. Babasının borçlarını ödemek için bir ailenin çocuklarına Latince dersi veren genç Will, burada evin hizmetçisi Agnes ile karşılaşır. İkilinin aşkı evlilikle taçlanır ve Susanna, Judith ve Hamnet adında üç çocukları olur. Doğayla iç içe büyümüş, ormandan gelen Agnes, doğaüstü sezgilere sahiptir ve ailesiyle kurduğu bağı yeterli bulurken, Will ise daha geniş bir sosyal çevreye ve kariyerine duyduğu özlemle yaşamaktadır.
Filmdeki olaylar ağırlıklı olarak Agnes’in güçlü kimliği ve duyarlı bakış açısıyla izleyiciye sunuluyor. Yönetmen Zhao, varoluşun aşk, sevgi, korku ve acı olmadan eksik kalacağını vurguluyor. Veba nedeniyle hayatını kaybeden Hamnet’in yasını her birey farklı bir şekilde deneyimler; Agnes öfke ve suçluluk hissederken, Will içine kapanır ve ailesinden uzaklaşarak Londra’daki tiyatro çalışmalarına yoğunlaşır. Bu matem ve yas süreci, evrensel ve kelimelerle tarif edilemez bir ebeveynlik deneyimi olarak sinematik bir boyut kazanır. İç mekanlardaki ve doğal ortamlardaki aydınlatma, ışık-gölge oyunlarıyla teatral bir estetik sunar. Gerçekçi anlatım ile peri masalı öğeleri arasında gidip gelen film, lirik, içsel, organik ve görsel bir anlatım dili barındırır. Duygusal patlamalardan kaçınan öykü, parçalı geçişler ve kaymalarla ilerlerken, zaman algısı adeta sürekliliğini yitirmiş gibi bir etki yaratır. Geniş kadrajlar, karakterleri uzakta konumlandırarak onların yaşamın içinde kaybolmuşluk hissini pekiştirir. Sessizlik, bastırıcı bir ağırlıkla hissedilerek izleyiciyi rahatsız eder; yas ve keder, görüntülerin dokusuna ve hareketlerin ağırlığına sinmiştir. Agnes acıyı bedensel olarak taşırken, kederi içgüdüsel ve organiktir; gözden kaçanları dahi algılar. Ona karşı Will donakalır, hareketsizlik ve bekleyiş devam eder. “Acı çekmek ya da ölmek, işte kaderimiz bu” diyen William Shakespeare’in, Hamlet oyunu aracılığıyla eşi Agnes Hathaway’i ve çocuklarını kederlerinden arındırdığı yorumu dikkat çekicidir. Filmin final sahnesi olağanüstü bir etki bırakır. Lukasz Zal’ın görüntü yönetmenliği ve Max Richter’in müziği esere önemli katkılar sunar. Sekiz dalda Oscar adayı olan “Hamnet”in oyuncu kadrosunda Jessie Buckley, Paul Mescal, Emily Watson ve Jacobi Jupe gibi isimler bulunuyor.
Mailys Vallade ile LianeCho Han’ın birlikte yönettiği ilk animasyonları “Küçük Amélie” ise, Japonya doğumlu Belçikalı yazar Amélie Nothomb’un “Amélie ve Tüplerin Metafiziği” adlı biyografik romanından sinemaya uyarlanmıştır. Film, 1969’lu yılların savaş sonrası Japonya’sına, Belçikalı-Japon kız çocuğu Amélie’nin gözünden bir yolculuk sunuyor. Diplomat bir babanın ve piyanist bir annenin kızı olan küçük kız, hikayenin başında bitkisel bir yaşam sürmeyi seçer ve kendini Tanrı ilan eder. Ancak büyükannesinin getirdiği Belçika beyaz çikolatasını yedikten sonra hayatın anlamını keşfeder. İki yaşına geldiğinde yaşanan bir depremle bitkisel halinden çıkarak özgürce davranmaya başlar. Japon hizmetçi Nishio’dan pek çok şey öğrenen Amélie, tarihi travmaların izlerini taşıyan, batıl inançlar ve küçük törenlerle dolu bir ülkede büyür. Ailesinden çok, yetim ve bilge Nishio ile yakın bir bağ kuran küçük kız, Nagazaki ve Hiroşima’nın hayaletlerinin derin izlerini taşıyan ve Batılılara karşı önyargılı ev sahibesi Bayan Tashmai’den çekinir. 1960’ların Japonya’sını otantik bir şekilde yaratmak amacıyla kapsamlı araştırmalar yapılmış, hatta yazarın evi bulunmuştur. Büyüleyici, şiirsel görseller, özenli renk seçimleri, sessiz anlar ve günlük yaşamın sesleri anlatımı zenginleştirir. “Küçük Amélie”, animasyon kategorisinde Oscar adayı olmuştur.
