1. Haberler
  2. Kültür
  3. Sümeyra Çakır ‘Serçelerin Süvarisi’ NHKM’de dün anıldı

Sümeyra Çakır ‘Serçelerin Süvarisi’ NHKM’de dün anıldı

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM), geçtiğimiz yaz “Ortak Hayal” isimli bir sergi düzenlemişti. Bu sergi, Nâzım Hikmet’in sadece fikirsel etkisiyle değil, aynı zamanda kişisel dostlukları, yoldaşlık ilişkileri ve ortak üretimleriyle oluşan kültürel dünyasını araştırmayı amaçlıyordu. Serginin ortaya çıkışıyla “Ortak Hayal” kavramı daha geniş bir anlam kazanmış, NHKM’nin “Ortak Hayalin Çağrısı: Yürüyelim!” başlıklı duyurusuyla “enformasyon çağı” adı altında yaygınlaşan bireycilik ve rekabetçilikle beslenen cehalete karşı Nâzım’ın çağrısıyla bir araya gelmeye ve kolektif üretime yönelmenin önemine dikkat çekmişti. İşte bu davet, yakın zamanda somut bir etkinlikle hayat buldu. “Ortak Hayal” buluşmaları kapsamında, Kadıköy NHKM’de, yaşamı ve eserleriyle derin izler bırakmış olan sanatçı Sümeyra Çakır anıldı.

Anma etkinliği, NHKM Sinema Topluluğu’nun 2005 yılında çektiği “Serçelerin Süvarisi-Sümeyra” belgeselinin gösterimiyle başladı. Belgesel sonrasında, Sümeyra Çakır’ın hayatından kısa kesitler eşliğinde seslendirdiği türküler dinleyicilerle buluştu. Diyar Kılıç Mert ve Boran Mert, “Yemen Türküsü” ile birlikte Nâzım Hikmet’in “Varna” ve “Hiroşima” adlı eserlerini seslendirdi. Ardından Dilek Özdemir “Seher Yeli”ni, Kadir Demirel ise “Allı Turnam” ve “Benim Kâbem İnsandır” türkülerini solo olarak yorumladı. Günselin Seda Çetinkaya, Şimal Ertekin ve Nurevşan Kırçiçek ile beraber “Malan Bakır” ve “Bir Gün Silinip Yok Olur Zorbalar” eserlerini sunarken; Şimal Ertekin ve Nurevşan Kırçiçek de ayrıca “Ekin İdim Oldum Harman” türküsünü söyledi. Gece, sahnedeki tüm sanatçıların “Ellerinde Pankartlar” eserini koro halinde seslendirmesiyle kapanışını yaptı.

Opera sanatçısı, müzisyen ve aynı zamanda Ruhi Su Dostlar Korosu’nun eski şefi olan Günseli Seda Çetinkaya, gecenin yürütücülüğünü üstlendi. Çetinkaya’ya Sümeyra Çakır dendiğinde akla gelen ilk şey sorulduğunda, onu güçlü bir yorumcu ve halk müziğini sahneye yeni bir estetikle taşıyan bir sanatçı olarak tanımladı. Ayrıca Sümeyra’nın yalnızca bir yorumcu olmadığını, sanatını toplumsal sorumlulukla harmanlayan bir kişilik olduğunu vurguladı. 1970’lerin politik ve kültürel ortamında türküleri halkın hikâyeleri, şiir ve sahne anlatısıyla bütünleştirdiğini, sürgün yıllarında bile müziğini bir dayanışma dili olarak kullandığını belirtti. Bu nedenlerle Sümeyra’nın, sadece bir sanatçıyı değil, aynı zamanda bir duruşu, bir belleği ve bir mücadeleyi de temsil ettiğini dile getirdi.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü haftasında düzenlenen bu etkinlik bağlamında, Çakır’ın kadın emeği mücadelesine katkısına da değinen Çetinkaya, 1970’lerde politik müzik sahnesinin genellikle erkek sanatçılar tarafından belirginleşen bir alan olduğunu hatırlattı. Sümeyra’nın güçlü yorumuyla bu alanda kendine özgü bir yer açtığını, bir kadın sanatçı olarak hem estetik hem de düşünsel bir varlık gösterdiğini ifade etti. Onu sadece türkü söyleyen bir sanatçı olarak değil, aynı zamanda kültür üretiminin içinde aktif bir özne olarak tanımladı. Çakır’ın repertuvarının ve sahne duruşunun emek ve dayanışma temalarını güçlü bir biçimde yansıttığını, işçi hareketleri, barış ve özgürlük talepleriyle ilişkilendirilen eserleri yorumlamasının, sanatına toplumsal adalet fikriyle ayrı bir anlam kazandırdığını sözlerine ekledi.

Sümeyra Çakır’ın müzik yaşamı, 1975 yılında Dostlar Korosu’nun kuruluş sürecine katılmasıyla başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mimarlık öğrenimi gören Çakır, hayatını değiştiren anı İTÜ’ye konser vermeye gelen Ruhi Su’nun “Bebek Türküsü”nü söylerken sesini duyduğunda yaşadı. Bu anı kendi sözleriyle şöyle anlatmıştı: “Nefesim kesildi. Bu, hayranlık duyduğum Alman romantikleri Schumann, Schubert ve Brahms değildi. Onları seslendiren seslere de benzemiyordu. Ancak onlar kadar güzel, hatta onlardan çok daha fazla insan ve toprak kokusuyla doluydu.” Bu deneyimin ardından türkü söylemeye başladığını ve konservatuvara gitme kararı alarak İstanbul Belediye Konservatuvarı Ses Bölümü’ne devam ettiğini belirtti. Hayatını değiştirecek olan bu kararı o dönemde verdiğini, Ruhi Su gibi bir sanatçı olmayı hedeflediğini ifade etti. 1971 muhtırası sonrası yaşanan politik kaos ortamında birçok arkadaşı yurt dışına çıkarken, Çakır Ruhi Su ile tanıştı ve beş yıl boyunca ondan ders aldı. Bu süreçte Dostlar Korosu’nun temelleri atıldı ve o, Ruhi Su’nun yetiştirdiği en önemli müzisyenlerden biri olarak anıldı. Tıpkı Ruhi Su’yu tanımladığı gibi, onun sesi de “insan ve toprak yüklü”ydü. 43 yıllık ömrü boyunca bu toprakların ve emekçi halkın türkülerini son nefesine dek icra etti.

Sümeyra Çakır ‘Serçelerin Süvarisi’ NHKM’de dün anıldı
+ - 0

E-Posta Aboneliği Başlat

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir