Tophane Çeşmesi’ne yönelik tahribat, bölgenin korunmasındaki eksikliklere dair endişeleri artırıyor. Uzmanlar, benzersiz tarihi eserlerimize zarar verenlere karşı caydırıcı cezaların uygulanmasının öncelikli bir mesele olduğunu belirtiyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden alınan bilgilere göre, Tophane Çeşmesi’nin mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olduğundan, restorasyon süreci ilgili kurum tarafından yürütülecek. Bölge için özel bir alan yönetimi planı düşünülmezken, buranın İstanbul’daki UNESCO Dünya Miras Alanı kapsamındaki dört ana bölgeden biri olduğu hatırlatıldı. Halihazırda, UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki Tarihi Yarımada için alan yönetim planı hazırlık çalışmaları devam ediyor.
Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu Yöneticisi Arkeolog Nezih Başgelen, Tophane Çeşmesi gibi eşsiz tarihi yapıları tahrip edenlere karşı ciddi müeyyidelerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Başgelen, İtalya’daki ağır cezaları örnek gösterdi. Buna göre, bir tarihi eseri tahrip eden, kullanılmaz hale getiren veya yok edenler 2 ila 5 yıl hapis ve 2.500 Avro ile 15.000 Avro arasında para cezasına çarptırılabiliyor. Boyama, kirletme veya yazı yazma gibi eylemlerde ise 6 ay ile 3 yıl hapis ve 1.500 Avro ile 10.000 Avro arasında para cezası uygulanıyor. 2024’te getirilen ek idari düzenlemelerle cezalar daha da ağırlaştırıldı; tarihi eseri kirletme veya zarar verme durumunda 10.000 Avro’dan 40.000 Avro’ya, ciddi şekilde tahrip etme veya yok etmede ise 20.000 Avro’dan 60.000 Avro’ya kadar para cezaları verilebiliyor.
Başgelen, 2014’te Roma Kolezyumu’nun duvarına harf kazıyan bir Rus turiste 20.000 Avro para cezası ve 4 yıl hapis cezası verildiğini hatırlattı. Türkiye’de ise benzer tahribatlara yol açanların caydırıcı cezalar almaması veya hiç ceza verilmeden serbest bırakılmasının bu tür olayların artmasındaki önemli bir etken olduğunu dile getirdi.
Mimar Korhan Gümüş, Tophane gibi önemli bir alanın tek tek yapılar bazında yönetilemeyeceğini, bütüncül bir alan yönetimi planına ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Gümüş, Tophane Saat Kulesi, Tophane Çeşmesi, Nusretiye Camii, Kılıç Ali Paşa Camii gibi yapılarla Tophane Meydanı’nın paha biçilmez bir dünya mirası olduğunu söyledi. Bölgenin yeniden yapılandırılan kıyı şeridi, şehrin önemli sanat kurumları ve eski elçilik binalarıyla olan ilişkisine dikkat çekti.
Çeşmenin sembolik önemine değinen Gümüş, bu yapının imparatorluğun Akdeniz’deki hakimiyeti kadar Avrupa ile kurduğu ilişkileri de yansıttığını ifade etti. İmparatorluğun, su gibi hayati bir değeri döneminin en ilginç mimari özellikleriyle kamusal alana taşıyarak modern bir kamusal alan anlayışı geliştirdiğini, bu yönüyle Roma ve Floransa gibi şehirlerden bile ileri bir örnek sunduğunu vurguladı.
Gümüş, günümüzde bu anıtları kimin yönettiği sorusunu gündeme getirerek, yönetim meselesinin basit bir bürokratik işlem olmadığını söyledi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, isminin çağrıştırdığı tarihi misyonun aksine merkezi ve resmi bir yapıya dönüştürüldüğünü eleştirdi. Mirasa sahip çıkılacaksa, öncelikle yönetim yapısının gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Gümüş, kamusal alan yönetiminin sadece bir inşaat-restorasyon işi olarak ele alınamayacağını, araştırma kurumları, enstitüler, kültür misyonları ve üniversitelerin yönetim ve çalışmalara katılımının zaruri olduğunu, böylesine önemli bir sorumluluğun basit restorasyon çalışmalarıyla geçiştirilemeyeceğini sözlerine ekledi.




