Bilimsel araştırmalara alışılmadık yaklaşımı ve ana akımdan uzak duruşuyla tanınan, tek başına yaşayan, mütevazı bir lise fen bilgisi öğretmeni olan Ryland Grace, kendini bir uzay gemisinde hafızasını yitirmiş halde bulur. Şaşkınlığını üzerinden attıkça, Güneş’i ve Dünya dahil tüm gezegenleri yok olmaya sürükleyen tuhaf maddelerin gizemini çözmesi gerektiğini anlar. Güneş’in giderek soğuması, Dünya’daki yaşamı tehdit etmektedir. Bu kritik görev sırasında yaşanan beklenmedik bir karşılaşma, Grace’e yeni umutlar sunar.
Buster Keaton’ı çağrıştıran trajikomik duruşuyla Grace, dar ve boğucu uzay aracını varlığıyla doldurur. Bakışlarında sonsuz bir hüzünle yalnızlığı yansıtırken, aynı zamanda iyimser ve parlayan bir ışık taşır. İzleyici karşısında sempati duyulabilecek, sevilesi bir anti-kahraman durmaktadır. Filmin diğer önemli karakteri, fragmanlardan da tanıdık gelen, kayayı andıran kısa boylu Eridyanlı Rocky’dir. Andy Weir’ın çok satan “Project Hail Mary” romanından uyarlanan bu yapım, sadece hayatta kalma mücadelesini değil, aynı zamanda derin bir dostluk, dayanışma ve paylaşma öyküsünü anlatır. Yönetmenler Phil Lord ve Chris Miller, duygusal boyutları ustalıkla harmanlayarak izleyiciye samimi bir deneyim sunar.
Grace ve Rocky ikilisi, uyum içinde çalışarak yalnızlıklarını hafifletir ve ortak bir amaç uğruna mücadele eder. Onların iletişimlerini, etkileşimlerini ve dostluklarını kahkahalarla ve hayranlıkla izlerken, karşılaştıkları sorunları ve çözümleri deneyimleriz. Filmin sonuna doğru onlardan ayrılmak istemez, Dünya’nın ve Eridyan’ın karanlık gerçeklerinden uzak, mutlu bir rahatlama hissederiz. Geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelen anlatım, bilimsel ve insani boyutları, hümanizmi derinlemesine işler. “Kurtuluş Projesi” tarzındaki bu film, farklı uygarlıklar arasındaki işbirliği ve dostluğun güçlü bir metafora dönüşmesiyle etkileyici bir boyut kazanır. Risk almaktan çekinen Rocky’nin aksine, Grace denemekten ve risk almaktan yanadır. Film, bilinmeyene duyulan korku yerine merakı ve desteği vurgulayarak, bilim, araştırma, keşif ve gözlemlere dayalı iyimser bir vizyon sunar. Yönetmenler, izleyicinin bir makinenin içindeymiş gibi hissetmesini, Grace’in yalnızlıktan uzaya uzanan ve bir uzaylı arkadaş bulan hikayesini anlatmayı ve uzayı davetkar kılmayı hedeflediklerini belirtirler. Görüntüler, prodüksiyon tasarımları, müzik ve ses tasarımları olağanüstü bir görsel ve işitsel şölen sunar. Ryan Gosling ve Sandra Hüller’in rol aldığı bu yapımın 2026’nın en iyi filmlerinden biri olması bekleniyor.
Öte yandan, Matt Bettinelli-Olpin ve Tyler Gillett’in yönettiği “Ready or Not 2: Here I Come” adlı korku-komedi, ilk film “Saklambaç” (2019) gibi aşırı şiddet ve vahşet içeren, kanlı ve düşük bütçeli bir B filmi olmasına rağmen birçok hayran kazanmıştı. Devam filminin daha fazla ilgi çekmesinin nedeni, aşırı zengin bir grup katilin hikayesini anlatması ve Jeffrey Epstein gibi figürlerin sapkın gizli dehşetlerini önceden haber vermesi. İzleyicinin beklentisi, daha fazla kan, vahşet, şiddet, yozlaşma ve ürkütücü bir abartı düzeyi yönündedir. İlk filmde Le Domas ailesinin kanlı saklambaç oyunundan sağ çıkan Grace, bu kez kız kardeşi Faith ile birlikte şeytana tapan dünyanın en zengin dört ailesi tarafından kaçırılır ve avlanır. Günümüz dünyasında, sözde demokrasi maskesi altında bir avuç ailenin satın almalar, birleşmeler ve rakipleri yok etmelerle oligarşik bir sistem yarattığı, insanlara ya bu kötücül evrimi kabullenmeleri ya da ölmeleri dayatıldığı eleştirisi filmde işlenir. Samara Weaving, Kathryn Newton, Sarah Michelle Gellar, Elijah Wood ve ünlü yönetmen David Cronenberg gibi isimlerin rol aldığı film, türün hayranları tarafından beğeni toplayabilir.




