Ortadoğu’daki mevcut çatışmalar, bölgenin kültürel ve tarihi miras alanları üzerinde artan bir tehdit oluşturmaktadır. İran, UNESCO tarafından listelenen 29 önemli alana ev sahipliği yaparak, mirasın korunması için hem Ortadoğu ülkelerinden hem de UNESCO’dan gelen yardım çağrılarını yeniden gündeme getirmiştir.
ABD ve İsrail’e atfedilen askeri saldırıların, İran’daki Gülistan Sarayı ve Çehel Sotun gibi UNESCO Dünya Mirası statüsündeki yerler dahil olmak üzere 56’dan fazla tarihi esere ve müzeye ciddi zararlar verdiği belirtilmektedir. Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu başkanı arkeolog Nezih Başgelen, 1863 tarihli Lieber Kanunu’nu hatırlatarak, kültürel mirasın askeri operasyonlar sırasında korunmasına ilişkin ilk hukuki düzenlemenin bu Amerikan kanunu olduğunu vurgulamaktadır. Lieber Kanunu, kültürel malların müsadere edilmesini yasaklamış ve kültürel amaçlarla kullanılan yapıların olası tüm zararlardan korunmasını yasal olarak güvence altına almaya çalışmıştır. Bu kanun, hiçbir kültürel eserin gasp edilemeyeceğini, satılamayacağını, mülkiyetinin alınamayacağını, devredilemeyeceğini, zarar verilemeyeceğini veya yok edilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Başgelen, bu Amerikan kanununun, daha sonraki savaş yürütme uluslararası sözleşmelerine temel oluşturmasına rağmen, günümüzde bizzat ABD başkanı tarafından hiçe sayılmasının ironik olduğunu ifade etmektedir.
Başgelen, ABD Başkanı’nın tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirdiği bu eylemi ağır bir insanlık suçu olarak nitelendirmiş ve bunun ABD’nin kurucu babalarını bile derinden üzeceğini belirtmiştir. Kendisi, Başkan’ın “emri” olsa dahi, Lieber Kanunu’ndan 1868 Saint Petersburg ve 1874 Brüksel Deklarasyonları’na, 1899 ve 1907 Lahey Sözleşmeleri’ne, 1939 OIM Deklarasyonu’na, 1949 Cenevre Sözleşmeleri’ne (ve 1977 ek protokollerine) ve UNESCO 1954 Silahlı Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme’ye kadar uzanan hem ulusal hem de uluslararası anlaşmalarla men edilmiş bir icraatta bulunulduğuna dikkat çekmiştir. Bu belgelerin tamamı, UNESCO korumasındaki İran kültürel mirasına zarar veren bombalamaları açıkça yasaklamaktadır.
Başgelen, ABD Başkanı’nın İran’ın UNESCO listesindeki kültürel mirasına zarar vermesinin yaptırımlarının ne olacağı ve nasıl uygulanacağının merakla beklendiğini vurgulamıştır. Bilindiği üzere, 1998 yılında kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Statüsü’nün 8.2 (b)ix maddesi, askeri amaç taşımayan din, eğitim, sanat, bilim veya yardım amaçlı kullanılan binalara, tarihi eserlere, hastanelere ve yaralıların toplandığı yerlere kasten saldırıyı savaş suçu olarak kabul etmiş ve mahkemenin yargı yetkisine dahil etmiştir. Bu konuda, UCM’nin 2012 yılında Mali’deki Timbuktu’da koruma altındaki 10 türbenin yok edilmesi emrini veren Ahmad al-Faqi Al Mahdi’yi kasıtlı olarak dini ve kültürel mirasa saldırarak savaş suçu işlediği gerekçesiyle 2017’de 9 yıl hapse mahkûm etmesi ve toplamda 2.7 milyon Avro zarardan sorumlu tutması bir emsal teşkil etmektedir.
İran Kültürel Miras, Turizm ve El Sanatları Bakanlığı, yayımladığı bir bildiri ile ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında ülkenin farklı eyaletlerindeki en az 56 müze, tarihi yapı ve kültürel alanın doğrudan hedef alındığını ve ciddi yapısal hasar gördüğünü duyurmuştur. Açıklamada, en fazla hasarın Tahran’da meydana geldiği belirtilmiştir. Dünya mimarisinin incilerinden biri olarak bilinen İsfahan’daki Nakş-ı Cihan Meydanı kompleksi ve bu alanda bulunan bazı dünya mirası eserler de saldırıların hedefi olmuştur. Ayrıca, Loristan ve Kirmanşah eyaletlerinde tarihi yapılar hedef alınırken, Buşehr eyaletinde özellikle Bender Siraf’taki bazı tarihi konak ve evler zarar görmüş, İlam eyaletindeki arkeoloji müzesi de bu saldırılardan etkilenmiştir.
Uluslararası kurumlara yapılan çağrıda, İran’ın bu medeniyet hazinelerinin koruyucusu ve mirasçısı olarak söz konusu saldırılara ilişkin resmi itirazının, diplomatik ve hukuki kanallar aracılığıyla Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere ilgili uluslararası kurumlara iletildiği belirtilmiştir.
