Yahya Perviz Tan’ın Red Rouge Art’taki kişisel sergisi “Bir sıfat…”, insanoğlunun tanımlama ve adlandırma eğilimine meydan okuyarak, izleyicilerini kendi varoluşsal kimliklerini sorgulamaya itiyor. Sanatçının eserleriyle karşılaşan ziyaretçiler, bilinçli ya da bilinçsizce “Ben kimim, neyim?” sorularıyla yüzleşiyorlar. Bu durum, günlük hayatta her şeyin bir etiketle sınıflandırılmasına alışkın olan modern insanın, kendi iç dünyasına dönük bir keşif yolculuğuna çıkmasını sağlıyor.
Tan, yapıtlarında somut tanımlamalardan kaçınarak, duygusal derinlikleri ve hissedilenleri ön plana çıkarıyor. Sanatçı, hem figüratif hem de soyut anlatım biçimlerini ustaca harmanlayarak, bakışın doğası, kimliğin oluşumu ve izleyici ile eser arasındaki görünmez bağ gibi kavramlara odaklanıyor. Tan, bu ikili tercihin kişisel iç dünyasının bir yansıması olduğunu belirtiyor; görünür olan ile sezgisel olan arasında gidip gelen bir gerilimi temsil ettiğini ifade ediyor. Bu dinamik, izleyiciyi sadece eserle değil, kendi bakış açısıyla ve algısıyla da yüzleştiriyor, “Bunu neden izliyorum? Ben izleniyor muyum?” gibi soruların tetiklenmesine neden oluyor.
Sanatçıya göre, bir şeyi tanımlama çabasından önce hissedilen saf duygu, çoğu zaman tanımın kendisinden daha samimidir. Sergi boyunca sergilenen eserler, izleyicilerde derin duygusal geçişler yaratıyor. Kimi zaman çocukluk anıları, kimi zaman gençlik dönemine ait hisler, bazen de gerçekleşmemiş hayallerin yankıları zihinlerde canlanıyor. Tan, eserlerini kapalı hikâyeler olarak değil, “açık uçlu durumlar” olarak nitelendiriyor. Bu yaklaşım, her bir yapıtın kendisinde başlayan ancak izleyicide tamamlanan, farklı bireylerde farklı anlatılara dönüşebilen çok katmanlı öyküler barındırmasına olanak tanıyor. Bu sayede, aynı eser farklı insanlarda bambaşka anlamlar kazanabiliyor.
Tan’ın sanatsal üretim süreci, zıtlıklar, kültürel kökler ve köksüzlük temaları etrafında şekilleniyor. Şehir, toplum ve birey bu pratiğin merkezinde yer alıyor. Sergideki çalışmalar, şehirlerin ve toplumların taşıdığı çelişkileri, bireylerin kimlik arayışlarını ve kültürel aidiyet sorunlarını gözler önüne seriyor. Bu temalar, izleyiciyi kendi geçmişi, kökleri ve aidiyetleri üzerine düşünmeye sevk ederken, modern dünyanın karmaşıklığı içinde sıkışıp kalmış bireylerin içsel çatışmalarını da merkezine alıyor. Sanatçı, serginin adını taşıyan “Bir Sıfat” kavramını, tanımlamak yerine yüklemekle ilişkilendiriyor. Sıfatın, nesnenin kendisinden ziyade ona nasıl baktığımızla ilgili olduğunu vurgulayan Tan, sergiyi tanımlamak gerekirse “eşikte” sıfatını kullanacağını ifade ediyor. Bu tanım, ne tamamen içeride ne de tamamen dışarıda, tam bir karar anında duran belirsiz bir hali simgeliyor. Sergi, 8 Mart tarihine kadar ziyaretçilerini bekliyor.
