Ekin Kadir Selçuk’un kaleme aldığı ve okurların merakla beklediği ilk romanı “Geç Kaldığımız Her Şey Gibi”, İletişim Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Roman, hayatı ani bir beyin kanamasıyla kökten değişen, geçmişi ve bugünü arasında sıkışan bir akademisyenin sarsıcı hikayesine odaklanıyor.
Kitap, başkahramanın geçirdiği sağlık sorunları sonrası kişiliğinde oluşan gediklerle yüzleşmesini, hem çalıştığı akademik ortamda hem de özel yaşamındaki ilişkilerde karşılaştığı çıkmazları çarpıcı bir dille ele alıyor. Selçuk, bu kurgu üzerinden günümüz toplumundaki ve akademik çevredeki yozlaşmayı, erkeklerin ikili ahlak anlayışını ve giderek artan erkek şiddeti olgusunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Eser, aynı zamanda hayatın her köşesine sinmiş olan derin bir mutsuzluk ve karamsarlık atmosferini de ustalıkla işliyor. Romanın tanıtım metinlerinde yer alan dikkat çekici bir ifade, yalnızlaşmanın temel nedenini heves ve neşeye bağlıyor. Bu bakış açısına göre, insanlar başkalarının yüzündeki ışıltıya tahammül edemiyor, neşeyi adeta bir suç gibi algılıyorlar. Bu durum, eleştirel bir gözle, ülkenin “Neşesizler Cumhuriyeti” adını hak ettiğini düşündüren bir sorgulamaya yol açıyor.
Yazar, bu çetrefilli temaları, karakterinin iç dünyasındaki karmaşık çalkantılarla birleştirerek okuyucuya hem düşündürücü hem de duygusal açıdan yoğun bir deneyim sunuyor. “Geç Kaldığımız Her Şey Gibi”, modern insanın bireysel ve toplumsal sıkışmışlığını cesurca masaya yatırarak okuyucuyu derinlemesine bir yüzleşmeye davet ediyor.
