Harun İsmail Çırak’ın kaleme aldığı ‘Tazı Gölgenin Rengi’ adlı roman, April Yayınları aracılığıyla okurlarla buluştu. Eser, derinlikli karakteri Bahtiyar’ın çarpıcı yaşam öyküsünü merkezine alıyor. Bahtiyar, nam-ı diğer Tazı, çocukluk çağında intikam hırsıyla Adana’dan kaçarak soluğu İstanbul’un karanlık sokaklarında alır. Burada tehlikeli adamların himayesinde, yasa dışı işlerin içine çekilir ve kendini bir anda yeraltı dünyasının karmaşık düzeninde bulur.
Hayatı, hileli bir boks maçında aldığı ölümcül bir darbeyle tamamen farklı bir yöne savrulur. Bu darbe Bahtiyar’ın koku alma yeteneğini elinden alırken, ona çok daha sıra dışı bir duyu kazandırır: Kokuları gözleriyle algılama becerisi. Artık hiçbir koku Tazı’nın keskin bakışlarından kaçamaz hale gelir. Bu olağanüstü yeteneği sayesinde sıradan bir tetikçiden, kaybolanları iz bırakmadan bulan, gizemli bir figüre dönüşür ve yeraltı dünyasında hızla ün salarak “Tazı” lakabıyla anılmaya başlar. Ancak bu keskin yeteneğin Bahtiyar için büyük bir bedeli vardır; zamanla başa çıkılması zor bir lanete dönüşür.
Yaşamının dönüm noktası, Canan ile tanışmasıyla gerçekleşir. Şeffaf ve samimi bir aşkta aradığı şifayı bulan Bahtiyar, yeraltı dünyasından elini eteğini çeker. Canan ve sadık kedileri Kontes ile sakin ve huzurlu bir yaşam kurar. Ne var ki, Bahtiyar geçmişini unutmuş olsa da, geçmişin kendisini unutmadığı acı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Çocukluk yıllarında ona babalık eden Cemal, Tazı’yı son bir “av” görevi için yeniden çağırır. Bahtiyar’ın isteksizce adım attığı bu yeni yolculuk, onu sadece kurtulduğunu sandığı vahşi doğasıyla değil, aynı zamanda zifiri karanlık geçmişiyle de kaçınılmaz bir yüzleşmeye sürükleyecektir. Kitap, sevmek gibi riskli bir eylemin beraberinde getirdiği özlemi, acıyı ve çaresizliği sorgularken, insanın neden tüm faniliğe rağmen bu denli kırılgan bir duyguya kapıldığını da okuyucuya düşündürüyor.
