Lynne Ramsay’in yönetmen koltuğunda oturduğu “Geber Aşkım”, Cannes Film Festivali’nde uzun süre ayakta alkışlanarak yılın dikkat çekici yapımları arasına girdi. Yönetmenin “Sıçan Avcısı”, “Kevin Hakkında Konuşmalıyız” ve “Hiçbir Zaman Burada Değildin” gibi filmlerle tanınan geçmişi, bu eserinde de güçlü bir izlenim bırakıyor.
Film, evlilik ve annelik gibi derin temaları ele alıyor. Başrollerde Jennifer Lawrence ve Robert Pattinson yer alırken, hikayenin ağırlıklı olarak Jennifer Lawrence’ın karakteri Grace üzerinde yoğunlaştığı görülüyor. Yapımın kökenleri, Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in 2012 tarihli aynı adlı romanına dayanıyor. Roman, usta yönetmen Martin Scorsese’nin dikkatini çekmiş; Scorsese, eseri Jennifer Lawrence’ın yapım şirketine ileterek Lawrence’ın başrol için uygun olabileceğini belirtmiş. Bu öneri üzerine Lawrence, filmin yönetmenliği için Lynne Ramsay’e ulaşmış. Ramsay’e senaryo uyarlamasında Enda Walsh ve Alice Birch gibi deneyimli yazarlar eşlik etmiş.
Olay örgüsü Amerika Birleşik Devletleri’nde geçiyor. New York’tan Montana’nın kırsalına taşınan Grace (Jennifer Lawrence) ve Jackson (Robert Pattinson) çifti merkezde yer alıyor. Şehirden ve kalabalıktan uzakta, sanatlarına odaklanma arayışında olan çiftin (Grace bir yazar, Jackson bir müzisyen) sanatsal kimlikleri filmde pek gözlemlenmiyor, bu durum bir muamma olarak kalıyor. Yeni doğan bebekleriyle birlikte her şeyden uzaklaşma arzusuyla dolu olan çiftin başlangıçtaki tutkulu ilişkisi, bebeğin altıncı ayından itibaren soğuk ve isteksiz bir duruma evriliyor.
Grace, bu tükenen ilişkiyi tek başına ayakta tutmaya çabalarken, Jackson’ın vurdumduymaz ve kayıtsız tavırları durumu daha da ağırlaştırıyor. Doğum sonrası depresyon olarak nitelendirilebilecek bir evrede Grace’in akıl sağlığı sarsılmaya başlıyor, arzudan ve tutkudan yanan ruhu sınırları aşar hale geliyor. Grace’in bu delilik halleri, oldukça metaforik ve soyut bir dille işleniyor; yerde emekleyen bir kadın, siyah at, orman, yangınla gelen yıkım ve yeniden doğuş gibi imgelerle zenginleştiriliyor. Bu soyut anlatım, Jennifer Lawrence’ın olağanüstü oyunculuğu, Lynne Ramsay’in başarılı yönetmenliği ve Seamus McGarvey’in ustalıklı görüntü yönetmenliği sayesinde beyazperdeye etkileyici bir şekilde taşınıyor. Lawrence’ın kameranın önünde büyüyen performansı, Ramsay’in arkasındaki olgun yönetimle birleşiyor.
Harwicz’in romanındaki “anne”nin, “Onu dünyaya getirdim işte, yeterli değil mi bu. Otomatiğe bağlanmış bir anneyim ben” gibi ifadeleri, Ramsay’in Lawrence’ı kullanarak bu psikolojiyi sinemaya taşıması, izleyici üzerinde derin bir etki bırakıyor. Film, izlenirken akıllara Darren Aronofsky’nin 2017 yapımı “Anne!” filmini getiriyor. Her iki yapımda da, kırsalda yaşayan bir kadın karakterin (Jennifer Lawrence tarafından canlandırılan) bir sanatçı eşiyle (Aronofsky’nin filminde Javier Bardem) olan ilişkisi ve annelik teması benzer şekillerde ele alınıyor. Her ne kadar “Geber Aşkım” ile “Anne!” filmleri arasında anlatının vardığı sonuçlar açısından belirgin farklar olsa da, sinematografi, mekan kullanımı ve başlangıç noktalarındaki benzerlikler dikkat çekici.
“Geber Aşkım”, gerçek ile düşü iç içe geçiriyor, içsel çatışmaların ağırlığını hissettiriyor, toplumsal cinsiyet normlarını cesurca sorguluyor ve dayatılan kutsal annelik mitini kırıyor. Doğa ile erkek-kadın ilişkisini farklı bir perspektiften ele alan bu tekinsiz, gergin, ıssız ve yer yer absürt sinematografik eser, izleyiciye kesin bir sonuç vadetmiyor. Filmin sonunda küllerinden yeniden doğan Grace’in “Anne eve geliyor” söylemi, “doğum eşittir ölüm” önermesiyle yan yana getirilse de, bu imgenin anlatıyla tam olarak örtüşüp örtüşmediği veya bir sonuca ulaşıp ulaşmadığı muğlaklığını koruyor.
Filmin derinlemesine işlediği temalar, zihinde çeşitli sorular uyandırıyor: Aşkı, tutkusu, şehveti ve en önemlisi saygısı tükenmiş bir evliliği veya ilişkiyi hangi değerler onarabilir? Annelik mi, babalık mı kutsal olan; yoksa yaşamanın kendisi mi? Ve eğer yaşamak kutsalsa, bu kutsallık hangi biçimde ortaya çıkar? Bu soruların yanıtları, çoğu zaman biliniyor ve düşüncelerimizde yankılanıyor.
