Judith Schalansky’nin derinlemesine kurgusal eseri “Kayda Geçen Kayıplar”, Ayça Sabuncuoğlu’nun titiz çevirisiyle okuyucularla buluştu. Bu eser, Can Yayınları etikimiyle raflardaki yerini aldı. Schalansky, kaleme aldığı bu romanda, dünyanın çeşitli köşelerinde zamanın tozlu sayfalarına karışmış, varlığına dair yalnızca silik izler kalmış veya tamamen yitip gitmiş birçok unsura odaklanıyor.
Eser, okuyucuyu Pasifik Okyanusu’nun derinliklerine gömülen Tuanaki adasından, nesli tükenerek yeryüzünden silinmiş Hazar kaplanının hüzünlü öyküsüne taşıyor. Bilimsel verilerin ötesine geçerek tek boynuzlu atların gerçekliğine inanan bir fizikçinin anlatısına yer veren roman, kayıp film klasikleri arasında sayılan “Mavili Çocuk” gibi sinema tarihinin unutulmuş hazinelerini de anımsatıyor. 17. yüzyıl Roma’sının ihtişamlı yapılarından Villa Sacchetti’nin akıbetinden, Antik Yunan’ın büyük şairi Sappho’nun kayıp aşk şarkılarına kadar geniş bir yelpazede yitiklerin peşine düşülüyor.
Judith Schalansky, anlatısında sadece somut kayıpları değil, aynı zamanda kültürel ve sanatsal mirasın yitip gidişini de inceliyor. Tamamen yanarak yok olan Von Behr Sarayı’nın hikâyesinde, tarihin nasıl yeni başlangıçlara malzeme olabildiği gözler önüne seriliyor. Mani’nin Yedi Kitabı gibi kutsal metinlerin zamana yenik düşmesi veya Caspar David Friedrich’in “Griefswald Limanı” tablosunun bir yangında küle dönmesi, insanlığın ortak hafızasındaki boşlukları düşündürüyor.
Roman, bir İsviçreli memurun kestane korusunu binden fazla levha dikerek bir tür “Ormandaki Ansiklopedi”ye dönüştürme çabası gibi ilginç örneklerle de zenginleşiyor. Berlin’deki Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin bir sembolü olan Cumhuriyet Sarayı’nın 2000’lerde yıkılışı veya Papaz Adolf Kinau’nun selenografileri gibi daha kişisel ve politik yitikler de eserde yer buluyor.
“Kayda Geçen Kayıplar”, yazarın her şeyi bir hikâyeye dönüştürme tutkusuyla kaleme aldığı, bellek ve unutuş kavramlarının ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu gösteren özgün bir yapıt olarak öne çıkıyor. Schalansky, bu güçlü anlatısıyla 2018 yılında Wilhelm Raabe Edebiyat Ödülü’ne de layık görülmüştü.
